21 Ağustos 2012 Salı

İhsan Eliaçıka Cengiz Duman eleştirileri

“Yaşayan Kur’an” Kitabındaki Hz. Yusuf Kıssası ve Yanlışlar

Cengiz Duman

“Yaşayan Kur’an” Kitabının Yusuf Kıssası Tefsirindeki Metodoloji Sorunu ve Tarihsel Yanlışlar Üzerine
Giriş:
Bu inceleme yazımızda, İ. Eliaçık’a ait “Yaşayan Kur’an” meal-tefsir kitabının, özellikle Yusuf suresi bölümündeki; Yusuf kıssasının tefsirine yaklaşımdaki metodolojik sorun ve bu sorunlu yaklaşımdan ötürü gündeme gelen tarihsel yanlışlar üzerinde duracağız.
Öncelikle neden böyle bir yazı yazmaya ihtiyaç duyduğumuzu izah etmeyi faydalı buluyoruz. Yusuf kıssası ile ilgili olarak üzerinde çalıştığımız; “Kur’an ve Tevrat kıssalarına göre Hz. Yusuf’un Mısır yönetimindeki konumu” başlıklı bir diğer yazımız için, kitaplar arasında yaptığımız araştırmalar esnasında, Sayın Eliaçık’ın, “Yaşayan Kur’an” meal-tefsir kitabına da bakmak zarureti hissettik. İşte bu incelememizden sonra elinizdeki yazının dercedilmesi gündeme geldi.
Amacımız, eser sahibini ve kitabını zemmetmek asla değildir. Amaç, Kur’an kıssalarının doğru/sahih anlaşılması hususunda gördüğümüz yanlışlıkları; –tabi bize göre- hem yazar hem de okuyucular açısından değerlendirerek Kur’anî doğrulara ulaşmaya bir vesile kılmaktır.
Zaten sayın yazar da kitabının önsözünde tam manasıyla eleştiriye açık olduğunu, adeta meydan okuyarak! beyan etmektedir. “Söylediğim her şey, noktasına virgülüne kadar hesabı sorulma ve verilme makamındadır. Hem dünyada hem de ahrette.”1
Bu inceleme yazımızda konuyu, geniş perspektifte ve mevzuları oldukça açmak suretiyle en ince detaylara kadar inerek ele almaya çalışacağız. Böylece hem yanlışları tespit edip vurgularken aynı zamanda bu husustaki doğruları da etraflıca beyan etme gayretinde olacağız. Bu suretle bilhassa okuyucular açısından bir taşla iki kuş vurulmasını –hem yanlışları görme ve hem de aynı anda bu yanlışların doğrularını ikame- temin etmeye çalışacağız. İnşaallah.
“Yaşayan Kur’an” kitabının Yusuf suresinin 8. ayeti meal ve dipnotu:
Evvelemirde yazımızın ana konusunu teşkil eden Yusuf suresi sekizinci ayeti ile buna ait dipnot metnini sizlere sunalım. Sayın Eliaçık, “Yaşayan Kur’an” kitabında, Yusuf suresinin; 8. ayeti olan; “İz kâlû le yûsufu ve ehûhu ehabbu ilâ ebînâ minnâ ve nahnu usbetun, inne ebânâ le fî dalâlin mubîn “ ayetini şöyle meallendirmektedir. “Bir zamanlar kardeşleri, “babamız, Yusuf ve kardeşini bizden çok seviyor. Oysa biz daha kalabalığız. Açıkçası babamız yanlış yapıyor.”
Yazar ayrıca bu ayet ile alakalı altı numaralı dipnot’ta ise şu açıklamada bulunmaktadır: “Rivayete göre Yusuf’un on bir kardeşi vardı: Yahuda, Rûbyal, Şemon, Lavi, Ribolon, Yaşcer, Deyni, dan, Naftali, Cad ve Aşir… Bunların ilk yedisi Yakup’un halasının kızı Liya’dan, son dördü ise Zurreteyn, Yahi, Zulfe ve Belhe’dendi. Liya ölünce Yakup onun kız kardeşi Rahil ile evlendi ve bundan da Yusuf ve Bünyamin doğdu (Zemahşeri). “2
İ. Eliaçık’ın “Yaşayan Kur’an” kitabındaki metodoloji sorunu:
Yazar İhsan Eliaçık, “Yaşayan Kur’an” kitabında; Kur’an-ı Kerim’in, Yusuf suresi, sekizinci ayetinin mufassal veya tarihsel açıklamasını; “Zemahşeri3nin(D.467/1075); Keşşaf4 adlı tefsir kitabına başvurarak yapmaya çalışmıştır. Sekizinci ayette yer alan, Yakub’un çocuklarının kalabalığı ve kardeşler arasındaki ana-baba bir’lik konumu, çocukların ve analarının adları gibi çok çeşitli konulardaki tarihsel nitelikteki mufassal malumatı; bu kıssanın, Kur’an nazil olmadan önceki kaynağı olan Tevrat’a başvurarak değil, Kur’an’ın nüzulünden yaklaşık beş yüz yıl sonra doğan bir İslam müfessiri olan Zemahşeri’nin, Keşşaf5 adlı tefsirine başvurarak onun indî ve izafî olan bilgilerinden almayı tercih etmiştir.
Yazar İhsan Eliaçık, “Yaşayan Kur’an” kitabı ile ilgili medya ile yaptığı söyleşilerinde, Zemahşeri’den etkilendiğini ve kitabında ondan alıntılara yer verdiğini açıklıkla beyan etmektedir. “….Bunu önceki müfessirlerin ve sözlüklerin verdiği bilgilere dayanarak yapıyorum. Zamahşeri, ana kaynaklarımızdan biridir….” Söyleşinin bir başka yerinde ise Zemahşeriden etkilendiği inancı ile sorulan soru ve cevap şöyledir: Ş.T(muhabir) Siz de daha çok Zamahşeri’den etkileniyorsunuz kendi bulduğunuz yeni bir şey ortaya atmıyorsunuz öyle değil mi? İ.E (İhsan Eliaçık) Kendim bulduğum şeyler de var tabi. Ebu Muslim’den, Zemahşeri’den, Razi’den, diğer tefsirlerden okuduğum da var. “6
Zemahşeri’nin, Allah kendisinden razı olsun. İslam için yaptıklarını göz ardı etmeden sadece yanlışların vurgulanarak, izafe edilmesi açısından kendi kendimize soralım! Kur’an’ın nüzulünden, beş yüz yıl sonra doğmuş bir müfessir; tamamen gaybi olan Hz.Yakup, onun hanımları ve çocukları hakkındaki mufassal malumatı nereden edinmiştir? Kur’an’da olmadığına, hadislerde zikredilmediğine göre Tevrat’ı da saymazsak; herhalde kendinden önceki müfessir ve siyer âlimleri ve onların vermiş oldukları eserlerinden…
Zemahşeri’nin en meşhur eseri olarak takdim edilen Keşşaf’ın muhteviyatı hakkında şunlar kaydedilmektedir; el-Keşşâf müellifi, kendinden önce yazılmış tefsir ve müfessirlerden büyük ölçüde istifade etmiş, eserinde onlardan nakillerde bulunmuştur.”7 Keşşaf sahibi Zemahşeri’nin yararlandığı bu müfessirler ve eserleri arasında; “Bu cümleden olarak tâbiûn devri âlimlerinden olan Mücâhid İbn Cebr (ö. 104/722), Mu'tezile âlimlerinden Amr İbn Ubeyd (ö.144/761) ve Ebu Bekr el-Asamm (ö. 311/923), Maâni'l-Kur'ân müellifi Ebu İshak ez-Zeccâc (ö. 311/923), Abdullah İbn Deresteveyh (ö. 347/958), er-Rummânî (ö. 384/994) ve Kadı Abdülcebbâr (ö. 415/1024)”8 gibi ilk devir İslam âlimleri ve eserleri bulunmaktadır.
Peki, yeniden kendi kendimize soralım veya düşünelim! Zemahşeri, Keşşaf’ını yazarken yararlandığı mezkûr âlimler, kıssalarla ilgili mufassal -malumatı Kur’an’da olmadığına, hadislerde zikredilmediğine göre Tevrat’ı da saymazsak- nereden öğrenmiş olabilirler?
Bu sorunun cevabını objektif ve doğru verebildiğimiz ölçüde, kıssaların anlaşılmasındaki metodolojimizi sağlıklı olarak tespit etmiş olacağız, kanaatindeyiz.
Her şeyden önce Sayın Eliaçık’ın, Kur’an kıssaları hakkındaki mufassal malumatı Zemahşeri veya diğer İslam âlimlerinden alması metodunun kesinlikle yanlış olduğunu belirtelim. Bizce, Kur’an kıssalarının mufassallaştırılması hakkında birinci referans/kaynak, Tevrat ve İncil kıssaları olmalıdır. Çünkü Kur’an kıssaları, Tevrat ve İncil’de yer alan benzer kıssalar üzerine bina edilmiştir. “Kur’ân’daki kıssalar, Kitâb-ı Mukaddes ve Yahudi geleneğine ait haberlerin doğrularını tasdik etmiş, yanlışlıklarını tashih etmiştir.”9 Bunun yanı sıra “Hz. Yakup’un yaşadığı bölge ve oğullarının isimleri gibi detay konularda tarihî hiçbir belge bulunmadığı için başvurulabilecek tek kaynak Kitâb-ı Mukaddes’teki bu bilgilerdir.”10 Bu hususlara aşağıdaki alt başlıklarda detaylı olarak değineceğimiz için üzerinde ayrıca durmayacağız.
Sayın Eliaçık’ın, mezkûr hususlarda yeterince kafa yormadığı! veya daha önceki, kendisinin kıssalarla ilgili görüşleri hakkında yazdığımız, yazılarımızda11 belirttiğimiz üzere; Tevrat’ın, “Yahudi düzmecesi”12 bir kitap olduğu inancıyla ve yine kendi deyimiyle; "Diğer kıssaların çoğu gibi Yunus kıssasından da Yahudi bezirgânların düzdükleri …”13 diye vasıflandırdığı Tevrat’ın, içeriğini umursamadığı için, “Yaşayan Kur’an” kitabının, Yusuf kıssası tefsirinde de “Yahudi düzmecesi” (!) Tevrat’ı saf dışı! ettiği kanaatindeyiz. Hal böyle olunca, geriye ne kalıyor, ilk dönem müfessirlerin yazdıkları…. Peki bu müfessirlerin, gaybi bir konu olan kıssaların mufassallaştırmasına dair yazdıklarının sıhhatinin kıstası ne olacaktır/olmalıdır?
Sayın Eliaçık, işine gelen yerde de şöyle söylemektedir. “Tevrat ve İncil’i tasdik edici olarak inen Kur’an, bu çığlığın Arap dil, tarih ve coğrafya evrenindeki, daha geniş bir bakışla Mezopotamya-Akdeniz havzasındaki yeniden dile gelişi…”14 Şimdi soralım!Yahudi bezirgânların düzdükleri” Tevrat’ı, Kur’an nasıl tasdik eder? Tevrat ve İncil’in “…Mezopotamya-Akdeniz havzasındaki yeniden dile gelişi…” nasıl anlaşılmalıdır? Tevrat’ı tasfiye edip, yerine Zemahşeri’nin v.d müfessirlerin rivayetleri ikame edilerek mi?
Bakınız! Sayın Eliaçık, Tevrat’ın otuz dokuz kitabından biri olan ve Tevrat’ın üç ana bölümünden “Neviim/Peygamberler”15deki, Yeşeya16 kitabında yer alan ifadelerden yaptığı alıntıları, Tevrat’ın ismini vermeden (Ne sakınca varsa?), överek(!) nasıl sunuyor.. “Aşağıdaki metni nereden aldığımı sormayın, kaynak vermeyeceğim. Şu kadarını söyleyeyim ki bundan 2700 küsur yıl önce yaşamış Yeşeya adlı bir Âdemin (Eliaçık’ın, bu basite indirgeyici tavrına rağmen şu önemli hususu belirtelim. Yeşeya, İsrailoğulları peygamberlerinden biridir.) vicdanından taşan “Gâlu belâ” seslerinden bir ses…”17
Tevrat hakkındaki bu sübjektif ve çelişkili bakışından dolayı, Yunus kıssası tefsirinde olduğu gibi, Yusuf kıssası tefsirinde de metodolojik bir hata yapmış ya da Yunus kıssasında yaptığı hatayı Yusuf kıssasında da devam ettirmiştir.
Şimdi İ. Eliaçık’ın, Yusuf suresi, sekizinci ayetinin tefsiri ya da Yusuf kıssasının mufassallaştırmasında kullandığı yanlış metodolojiye alternatif olan bizce sahih/uygun metodoloji üzerinde durarak, 8. ayetin tefsirinin ya da mufassallaştırılmasının nasıl yapılması gerektiğini açalım.
Yusuf suresi 8. ayetinin tefsiri ya da mufassallaştırmasında metodoloji nasıl olmalıdır:
Kur’an-ı Kerim’in, Yusuf suresi 8. ayetinde; çok çocuklu olan Hz. Yakup’un, çocukları arasındaki sevgi ayrımcılığına ve bundan mütevellit çocukları arasındaki kıskançlığa, mücmel olarak temas etmektedir. Ayet’te “…babamız, Yusuf ve kardeşini bizden çok seviyor….” Denmektedir ancak ayet, baba Yakup’un(a.s) çocukları olan Yusuf ve Bünyamin kardeşlere, diğer on kardeşten daha alakalı olmasını detaylandırmamaktadır. Peki, o zaman soralım, Yakup(a.s), çocukları arasından yalnızca iki çocuğu, Yusuf ve Bünyamin’i, diğer çocuklarından daha çok seviyor, Neden?
Bunun tam cevabını vermek ya da Kur’an’daki bu anlatımı daha etraflı veya mufassal kavramak için yine benzer sahnenin değişik versiyonla anlatıldığı Tevrat metnine bakarak, her iki kıssayı düşünce harmanlamasına tabi tutmak gerekmektedir. Neden?
Çünkü Kur’an, kendisinden evvel nazil olan ve aynı zamanda “tahrif olmayan” yanlarını tasdik ettiği Tevrat’ın üzerine nazil olmuştur. Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin….18 Bunun yanı sıra Kur’an’ın beyan ettiği kıssaların çoğu Tevrat’ta yer alan kıssalar ile benzer kıssalardır. Tevrat’ın kıssa bilgilerinin –tahrif olmuş ve mitolojik hale getirilmiş olsa da- bilindiği bir Arap arkaplanı/ortamı üzerine nazil olan Kur’an; Tevrat ve İncil’de yer alan kıssaları tashih eder. Yani Tevrat ve İncil’deki benzer kıssaları tamamen reddetmez, onların anlatımlarındaki tevhid ve hidayet vasıflarında mevcut tahrifatı düzelterek muharref olmadan önceki asli konumuna irca eder. Bu yüzden Kur’an kıssaları mücmel olarak vazedilmiştir. Çünkü detaylar, Tevrat ve İncil kıssalarında mevcuttur. Aynı zamanda bu mevcudiyetin –tahrif olmuş- bilgisi de Mekke ve Medine’de yaşayan Ehl-i Kitap ve müşrik Arapların dini, sosyal ve kültürel yaşamlarında gerek Tevrat ve İncil kitaplarıyla gerekse bunlara dayanan tevatürler sayesinde bilinmekteydi.
Bundan dolayı Cenabı Hakk; Kur’an’ı Kerim’deki, Yusuf kıssasında, kıssanın tüm detayları ve tarihsel malumatı vermemektedir. Bunlar –bazı açılardan tahrif olunmuş şekilde de olsa- zaten Tevrat’ta vardır ve bu yolla da Cahilliye dönemi Arap toplumu bu kıssalardan haberdardır.
Bununla birlikte Kur’an’ın muhatap aldığı Ehl-i Kitap, yani Yahudi ve Hıristiyanlar ellerindeki Tevrat’ta yazılı olan Yusuf kıssası bilgilerine sahiptirler. Kur’an’ın Yusuf suresini duyan Ehl-i Kitap müntesipleri, ellerindeki yazılı Tevrat veya hafızalarındaki Tevrat kıssası malumatı ile yeni gelen vahiy, Kur’an’daki kıssayı harmanlayarak anlamak zorundaydılar. Bu realite Yahudi ve Hıristiyanlar açısından bu gün ve gelecekte de geçerli olacaktır.
Dolayısıyla Tevrat bilgisine sahip Yahudi ve Hıristiyanlar, Kur’an’ın 8. ayetini duydukları –Arapça bilmeleri halinde- ya da –Arapçası veya kendi dillerindeki çeviri ile- okuduklarında, bu ayette Yusuf’un kardeşinin ismi verilmemiş olsa da onun isminin Tevrat’ta geçtiğini ve adının Bünyamin olduğunu bildikleri için; Kur’an’ın 8. ayetinde yer alan “…Yusuf ve kardeşini…” ifadesini “Yusuf ve kardeşi Bünyamin” olarak algılayacaklardır. Bunun yanı sıra Yakup peygamberin; Yusuf ile Bünyamin’i diğer on çocuğundan daha fazla sevmesinin cevabını yine Tevrat’tan edindikleri bilgiler eşliğinde algılamış olacaklardır.
İşte bu olgu tam da Kur’an’ın kendinden önce inen kitaplar olan Tevrat ve İncil’i tasdik etmesinin amacını ortaya koymaktadır. “Yûsuf kıssası dâhil, Kitab-ı Mukaddes içinde yer alan bazı kıssaların, Kur’ân’da tashih edilmiş bir şekilde yer alması, Hz. Muhammed’e gönderilen dinle, İbrâhimî dinler arasındaki müşterek aslı beyan etmek şeklinde önemli bir hususa da dikkat çeker.”19 Bu aynı zamanda bizim yapacağımız Kur’an kıssalarını Tevrat ve İncil kıssalarındaki anlatımlarla mufassallaştırma/detaylandırma metodolojisine denk düşmekte, metodumuzun Kur’an perspektifine uygun olduğunu izhar veya ihsas etmektedir.
Kur’an ve Tevrat’ın Yusuf kıssaları arasındaki farklar:
Şimdi size Kur’an’ın nuzül dönemi ortamının bilgisini içeren Tevrat’ın, Yusuf kıssasından; Kur’an’daki Yusuf suresi 8. ayetinin benzeri olan anlatımı aktaralım. “Yusuf'un kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusuf'a tatlı söz söylemez oldular.”20
Kur’an ve Tevrat’ta yer alan bu benzeri anlatımlar, birbirinin aynı ifadeler gibi gözükse de fesahat, belagat ve icazat açısından her ikisi arasında derin farklılıklar bulunmaktadır. Kur’an’daki farklılıkları kategorize ederek Kur’an ve Tevrat kıssaları arasındaki bu farklılıkları daha vurgulu ifade etmeye çalışalım.
1- Kur’an’ın, Yusuf suresi, sekizinci ayeti içerisinde yer alan;“…babamız, Yusuf ve kardeşini bizden çok seviyor…” ifadesi aslında Tevrat’ta genişçe anlatılan Hz. Yakub’un evlilik öyküsünün mücmel olarak, ancak tam karşılığını, müthiş bir icazatla yansıtmaktadır. Çünkü Tevrat, Yakup’un gösterdiği aşırı sevgiyi; “…onu kendilerinden çok sevdiğini görünce…” şeklindeki ifade ile sadece Yusuf üzerine yüklemektedir.
Oysa Kur’an böyle anlatmamaktadır. “….babamız, Yusuf ve kardeşini bizden çok seviyor…..” Dolayısıyla Hz. Yakup’un aşırı sevgisi sadece Yusuf’a değil, Bünyamin’i de kapsamaktadır. Tevrat, Yakup’un(a.s) çocukları arasındaki ayrımcılığının husule gelmesini detaylı olarak anlattığı halde, Hz. Yakup’ta ortaya çıkan bu aşırı sevginin sadece Yusuf’un üzerinde olduğu şeklinde çelişkili bir anlatımda bulunmaktadır.
Tevrat metnindeki bu çelişkili hususiyet, aslında Tevrat’ın yeniden derlenişindeki, yazıcılara ait yanlış yazım, tabii ki tahrifatı yansıtmaktadır. Cenabı Hakk, Kur’an’ın, Yusuf suresi, sekizinci ayetindeki icazatlı anlatımı ile hem Yakup’un(a.s), Tevrat’ta anlatılan evliliklerine –Tevrat’taki anlatılan kısmı bilenler için- gizli bir atıfta bulunmakta hem de bu evlilikleri esnasında başından geçen olaylardan kaynaklanan ve bir olumsuzluk olarak kıssaya yansıyan çocuklar arasındaki sevgi ayrımını yani Yusuf ve Bünyamin’e aşırı sevgisini belagatla vurgulamaktadır. Bu aynı zamanda Tevrat’taki kıssanın o sahnesinin tashihi anlamına gelmektedir.
2- “…Oysa biz daha kalabalığız…” ifadesi hem Yakup’un çocuklarının keyfiyetini hem de Hz. Yakup’un nasıl bir orantısal yanlışlık yaptığını vurgulamaktadır. Çok çocuklu Yakup’un(a.s) her çocuğuna vermesi gereken sevgisini sadece ikisine vermesinin, sevgide ayrımcılık ve orantısal dengesizlik olduğunu; “…Oysa biz daha kalabalığız…” ifadesi içerisindeki “..kalabalığız…” kelimesindeki belagatle hemencecik vurgulamaktadır.
3- “…Açıkçası babamız yanlış yapıyor….” İfadesi ise Yakup’un çocukları hakkındaki olumsuz ve yanlış tutumunu açıkça ifade etmektedir. Yakup’un çocukları ağzından verilen bu mesaj, Kur’an’daki kıssa yoluyla kıyamete dek tüm Müslümanlara, çocuklarının yetiştirilmesi esnasında ibret alınması gereken bir örneklik olarak sunulmaktadır. Kabul edilmelidir ki, kardeş öldürmeye kastetmeye sebebiyet verecek kadar yanlış olan bu tutumun, Yusuf kıssası yoluyla mesaj olarak sunulması, hem tarihi olarak Yakub’un(a.s) çocukları ve Yusuf’un kardeşleri ile imtihanını gündem ederken hem de Kur’an muhataplarının bundan dersler almasını istemektedir.
İşte Kur’an’ın, Yusuf kıssasında yer alan bu kısacık! Ayette o kadar derin anlamlar yüklenmiştir ki; Kur’an muhatapları, ayetleri her okuyup üzerinde fehmettikçe ve ayetlerin anlatımlarını baz alan tali –Tevrat’ın Yusuf kıssası gibi- bilgilerini arttırdıkça, kıssayı daha derin olarak algılayabilecekler ve derinlemesine bir hikmet sahibi olacaklardır.
Tevrat’ta yer alan bilgiler olmadan da Kur’an’daki bu ayetten öğüt ve ibretler çıkarmak mümkündür ancak ayet’in nuzül ortamı ve diğer bilgileri edinildikçe, alınacak dersler ve mesajlar daha da artacak daha da kapsamlı hale gelecektir, kanaatindeyiz.
Hz. Yakup’un evlilikleri ve çocukları hakkındaki Kur’an ayetlerinin mufassallaştırılması:
Şimdi Kur’an’ıın, Yusuf suresindeki mezkûr 8. ayetinde geçen; Hz. Yakup’un evlilikleri, onun bu çok evliliği dolayısıyla ortaya çıkan oğulları arasındaki kardeşlik ayrımları –on iki kardeş oldukları halde Yusuf ve kardeşi gibi ifadeler- ve Hz. Yakup’un çocukları arasındaki sevgi farklılıklarının mufassal hale gelmesi için Tevrat’ta yer alan bilgileri fragmanlar şeklinde sunalım.
Filistin-Kenan/Arz-ı Mev’ud topraklarında ikamet eden Hz. Yakup, beraber yaşadığı annesi ve babasının isteği üzerine dayısı Laban’ın Mezopotamya’daki Paddan-Aram adı verilen mevkideki yerleşim yerine gider. İshak Yakup'u çağırdı, onu kutsayarak, "Kenanlı kızlarla evlenme" diye buyurdu,"Hemen Paddan-Aram'a, annenin babası Betuel'in evine git. Orada dayın Laban'ın kızlarından biriyle evlen.”21
Yine Tevrat bilgilerine göre Yakup, aynı zamanda “İlk oğul”luk hakkını hile ile aldığı kardeşi Esav’ın hışmından kaçmaktadır. İkiz çocukları arasındaki kardeş kavgasını önlemek isteyen Yakup’un annesi, ona kendi kardeşinin yani Yakup’un dayısı olan Laban’ın yanına gitmesini önerir. “Rebeka küçük oğlu Yakup'u çağırttı. Ona, "Bak, ağabeyin Esav seni öldürmeyi düşünerek kendini avutuyor" dedi, "Beni dinle, oğlum. Hemen Harran'a, kardeşim Laban'ın yanına kaç.”22
 Anne ve babasının öğütlerini dinleyerek Mezopotamya’ya varan Yakup(a.s), dayısı Laban’ın yanında ücretli bir hizmetkâr olarak “..Yirmi yıl..”23 Boyunca çalışmak zorunda kalır. Yakup peygamber, dayısıyla yaptığı anlaşmalarda dayısının kendi sunduğu şartlarından bazılarına uymamasına rağmen, çalışmasının karşılığı olarak onun iki kızı; “Laban'ın iki kızı vardı. Büyüğünün adı Lea, küçüğünün adı Rahel'di.”24 ile evlenir; bununla birlikte ayrıca hanımlarına ait cariyeleri ile de Rahel'in cariyesi Bilha…Lea'nın cariyesi Zilpa”25 evlenerek onlardan da çocukları olmuştur.
Tevrat’a göre Yakup’un çocuklarının sayısı ve isimleri ve çocukların analarının adları şunlardır: Yakup'un on iki oğlu vardı. Lea'nın oğulları: Ruben (Yakup'un ilk oğlu), Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun. Rahel'in oğulları: Yusuf, Benyamin. Rahel'in cariyesi Bilha'nın oğulları: Dan, Naftali. Lea'nın cariyesi Zilpa'nın oğulları: Gad, Aşer. Yakup'un Paddan-Aram'da doğan oğulları bunlardır.”26
Hz. Yakup’un, evlendiği dört karısından biri olan dayısının ufak kızı Rahel, aslında onun Paddan-Aram’da iken ilk olarak evlenmek istediği ve bunun için dayısı ile yedi yıl daha fazla çalışma karşılığı anlaştığı Tevrat metinlerinde kayıtlıdır. “….Rahel ise boyu bosu yerinde, güzel bir kızdı. Yakup Rahel'e âşıktı. Lavan'a(Laban), "Küçük kızın Rahel için sana yedi yıl hizmet ederim" dedi. Lavan, "Onu sana vermek başkasına vermekten daha iyidir" dedi, "Yanımda kal." Yakup, Rahel için yedi yıl çalıştı. Rahel'i sevdiği için, yedi yıl ona birkaç gün gibi geldi.”27
Gelişen olaylar sonucu ilk olarak ve istemediği28 halde dayısının büyük kızı Lea ile evlenmek zorunda kalan Yakup(a.s); fazladan yedi yıl daha dayısına çalışma karşılığı sevdiği ve istediği onun ufak kızı Rahel’le evlenmiştir. Rahel’i çok sevmesine ve çok arzu etmesine rağmen uzun süre Rahel’den çocuğu olmamıştır. Tevrat bu vakıayı şöyle anlatır: “Rahel, Yakup'a çocuk doğuramayınca, kız kardeşini kıskanmaya başladı. Yakup'a, "Bana çocuk ver, yoksa öleceğim" dedi. Yakup Rahel'e öfkelendi. "Çocuk sahibi olmanı Tanrı engelliyor. Ben Tanrı değilim ki!" diye karşılık verdi (….) Tanrı Rahel'i anımsadı, onun duasını işiterek çocuk sahibi olmasını sağladı. Rahel hamile kaldı ve bir oğlan doğurdu. "Tanrı utancımı kaldırdı. Rab bana bir oğul daha versin!" diyerek çocuğa Yusuf adını verdi.”29 Paddan-Aram’da doğan Yusuf’tan sonra “Kenan”a dönerken son çocuğu ve Yusuf’la aynı anadan olan Bünyamin doğar. “Ama Rahel ölmek üzereydi. Can verirken oğlunun adını Ben-Oni koydu. Babası ise oğlana Benyamin adını verdi.”30
Hz. Yakup’un, maceralı ve çok zahmetli hadiseler sonucu evlendiği ve diğer hanımlarına göre çok sevdiği ve aynı zamanda ölümü ile kaybettiği ikinci eşi Rahel’den doğan çocuklara karşı duyduğu aşırı sevgi, diğer hanımlarından doğan çocuklarına olan sevgisinden ağır basmıştır. İşte Tevrat’ta, bir sevginin -karısı Rahel’e sevgisi- doğurduğu aşırı sevgiye –Yusuf ve Bünyamin’e sevgisi- dair bir hayli detaylı anlatıma karşılık, Kur’an; Yusuf suresi, sekizinci ayeti ile olayı icazat yüklü mücmel bir anlatımla, öğüt ve ibret haline getirmiştir. “Dediler ki: Yusuf’la kardeşi, babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir.”31
 “Yaşayan Kur’an” kitabının Zemahşeri’nin Keşşaf’ından alıntılanan dipnot açıklamasındaki tarihsel yanlışlar:
İhsan Eliaçık’ın, “Yaşayan Kur’an” kitabının, 466. sayfasındaki, altı numaralı dipnotta şunlar yer almaktadır: “Rivayete göre Yusuf’un on bir kardeşi vardı: Yahuda, Rûbyal, Şemon, Lavi, Ribolon, Yaşcer, Deyni, Dan, Naftali, Cad ve Aşir… Bunların ilk yedisi Yakup’un halasının kızı Liya’dan, son dördü ise Zurreteyn, Yahi, Zulfe ve Belhe’dendi. Liya ölünce Yakup onun kız kardeşi Rahil ile evlendi ve bundan da Yusuf ve Bünyamin doğdu (Zemahşeri). “
1- “Rivayete göre Yusuf’un on bir kardeşi vardı: Yahuda, Rûbyal, Şemon, Lavi, Ribolon, Yaşcer, Deyni, Dan, Naftali, Cad ve Aşir…”Bu cümleyi okuduğunuzda her şey normal gibi gözükmekteyse de daha sonraki anlatımla birleştirdiğinizde ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır. Şimdi, Yakup’un çocuklarının isimlerine numara vererek bu durumu vurgulayalım. 1-Yahuda, 2-Rûbyal, 3-Şemon, 4-Lavi, 5-Ribolon, 6-Yaşcer, 7-Deyni, 8-Dan, 9-Naftali, 10-Cad ve 11-Aşir…” Daha sonraki cümledeki; “…Liya ölünce Yakup onun kız kardeşi Rahil ile evlendi ve bundan da Yusuf ve Bünyamin doğdu…” ifadesindeki isimlere de devam numarası verelim. 12-Yusuf ve 13-Bünyamin. Şimdi ilk numara verdiğimiz cümle ile sonraki cümleyi birleştirdiğimizde 13 sayısı ortaya çıkıyor. Yusuf’u sayıdan çıkarırsanız geriye on iki isim kalıyor. Hani “…Yusuf’un on bir kardeşi vardı….”…???
Yanlış bir yanlışı doğurmuştur. Eğer Eliaçık, Kur’an’ın, Yusuf suresi, sekizinci ayetini mufassallaştırmak için doğru metodolojiyi kullanmış olsaydı bu yanlışa düşmezdi! Aynı zamanda Keşşaf’taki yanlışı hem görmeyip hem de bu yanlışı alıntılama gibi iki hatayı birden yapmamış olurdu. Zira Sayın Eliaçık, diğer dinlere ait kutsal kitaplarda da uzman (!) olduğu açıklamasında bulunmaktadır. “Keza şu an yeryüzünde Tanrının kelâmı diye bilinen diğer kutsal kitapları da EN AZ KUR’AN KADAR OKUMUŞ VE İNCELEMİŞ BULUNMAKTAYIM.”32
Bakınız! Sayın Eliaçık, aynı dipnottaki açıklamalar için Tevrat’a başvurmuş olsa idi durum nasıl olurdu bir karşılaştıralım.Yakup'un on iki oğlu vardı. Lea'nın oğulları: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun. Rahel'in oğulları: Yusuf, Benyamin. Rahel'in cariyesi Bilha'nın oğulları: Dan, Naftali. Lea'nın cariyesi Zilpa'nın oğulları: Gad, Aşer. Yakup'un Paddan-Aram'da doğan oğulları bunlardır.”33
İsterseniz bu metindeki, Hz. Yakup’un çocuklarının isimlerini numaralandırarak, algılamada kolaylık sağlayalım. “..Lea'nın oğulları:1-Ruben, 2-Şimon, 3-Levi, 4-Yahuda, 5-İssakar, 6-Zevulun. Rahel'in oğulları: 7-Yusuf, 8-Benyamin. Rahel'in cariyesi Bilha'nın oğulları: 9-Dan, 10-Naftali. Lea'nın cariyesi Zilpa'nın oğulları: 11-Gad, 12-Aşer…”
Zemahşeri’nin; tabi ki bunun doğru olduğunu kabul ederek yada doğruluğunu sınamadan, ondan alıntı yapan Eliaçık’ın; “….Bunların ilk yedisi Yakup’un halasının kızı Liya’dan Yahuda, Rûbyal, Şemon, Lavi, Ribolon, Yaşcer, Deyni…” diye sıraladıkları; Hz. Yakup’un, aynı zamanda dayısının büyük kızı ve ilk karısı olan, Tevrat’taki adı ile Lea’dan doğan, yedi çocuğun keyfiyetini açalım. Lea’dan doğan bu çocukların altısı erkektir. “Lea yine hamile kaldı ve Yakup'a altıncı oğlunu doğurdu. Tanrı bana iyi bir armağan verdi" dedi, "Artık kocam bana değer verir. Çünkü ona altı oğlan doğurdum." Ve çocuğa Zevulun/Zebulun34 adını verdi.”35 Lea’dan doğan bu erkek çocuklar; 1-Yahuda, 2-Rûbyal, 3-Şemon, 4-Lavi, 5-Ribolon, 6-Yaşcer’dir. Yedinci ve son sıradaki “..Deyni…” ise Tevrat’ta şöyle beyan edilir: “Bunlar Lea'nın Yakup'a doğurduğu oğullardır. Lea onları ve kızı Dina'yı Paddan-Aram'da doğurmuştu.”36 Yani Tevrat’a göre Dina ya da Zemahşeri’ye göre Deyni, Lea’dan doğan, yedinci çocuktur ve kızdır. Tevrat’ın bir başka yerinde bu olgu şöyle açıklanır. “Bir süre sonra Lea bir kız doğurdu ve adını Dina koydu.”37
Tevrat, Yakup’un kızı Dina(Deyni) hakkında ayrıca şunları kaydetmektedir. “Lea'yla Yakup'un kızı Dina bir gün yöre kadınlarını ziyarete gitti. O bölgenin beyi Hivli Hamor'un oğlu Şekem Dina'yı görünce tutup kızın ırzına geçti (…) Yakup'un oğullarından ikisi - Dina'nın kardeşleri Şimon'la Levi - kılıçlarını kuşanıp kuşku uyandırmadan kente girdiler ve bütün erkekleri kılıçtan geçirdiler. Hamor'la oğlu Şekem'i de öldürdüler. Dina'yı Şekem'in evinden alıp gittiler.”38
Başından olumsuzluklar geçtiği anlatılan Yakup’un kızı Dina birdenbire Tevrat kıssası anlatımlarından kaybolmaktadır. Ne öldüğü ne de kaybolduğu gibi bir izah olmaksızın ortadan yok olmaktadır. Bütün bu çelişkiler, Tevrat’ın gerçek boyutu haricinde müstakil bir İbranî ve İsrailoğulları tarihi oluşturduğu yani tahrifat gördüğü anlamına gelmektedir. Tevrat’ın İbranî ve İsrailoğulları hakkında anlattıkları; subjektiftir, çelişkilerle doludur ve beşerî müdahalelerin olduğunu ihsas eden ifadeler içermektedir. Yakup’un kızı Dina ile ilgili olgu da bunu resmetmektedir.
2- Hz. Yakup’un, Lea’dan doğan çocuklar olarak verilen yaş sıralaması da yanlıştır. Zemahşeri ve Eliaçık’ın verdikleri bu sıralamayı numaralandırarak konuyu izah edelim. “….1-Yahuda, 2-Rûbyal, 3-Şemon, 4-Lavi, 5-Ribolon, 6-Yaşcer….”. Oysa Tevrat’ta bu sıralama ise şöyledir: 1-Ruben, 2-Şimon, 3-Levi, 4-Yahuda, 5-İssakar, 6- Zevulun. Peki şimdi soralım.! Hz. Yakup’un çocuklarının yaş sıralaması, Tevrat’a göre mi yoksa Zemahşeri’ye göre mi daha doğru olandır? Ya da diğer bir deyişle; Hz. Yakup’un çocuklarının yaş sıralaması, metodolojik tutarlılık açısından; Tevrat’a göre mi yoksa Zemahşeri’ye göre mi daha tutarlı veya uygundur?
Kurtubî bu konuda Tevrat’ın beyanına katılarak şunları kaydeder: "En büyüklerinin adı Rûbîl idi. Diğerleri ise Şem'ûn, Lâvî, Yehûza, Zeyâlûn ve Yeşcer'dir.”39 A. Abdülfettah Tabbâra, Hz. Yakub’un, Lea’dan doğan çocuklarını yaşca; “Karısı Lea’da; Ruben, Şemun(Şimeon), Lavî(Levi), Yakuza(Yahuda), Yesakir(issakar) ve Zebulun”40 olarak Tevrat paralelinde sıralar. Prof. Dr. Mehmet Aydın: “Yakub'un çocukları şunlardır: Reuven - Şimon - Levi - Yeuda - Yisahar - Zevulun - Dan -Naftali - Gad - Aşer - Yosef - Benyamin. Bir de Dina isimli kız çocuğu olmuştur.”41 Diyerek Tevrat’taki kronolojiyi baz almaktadır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.
Eliaçık, ayrıca “Yaşayan Kur’an” kitabının Bakara suresi 62. ayeti dipnotundaki açıklamasında da Yakup’un çocuklarındaki Zemahşeri’nin bu sıralamasını doğru kabul ettiğinden olsa gerek, Tevrat’a göre dördüncü sırada doğduğu beyan edilen Yahuda’nın, ilk doğan olduğu üzerine fikir beyan etmektedir. “Hz. Yakup’un on iki evladının en büyüğünün isminden (Yahuda) dolayı Arapçalaşarak Yahud şeklinde kalmıştır”42
Oysa Tevrat, Yakup’un(a.s) ilk doğan oğlu Ruben olgusunu yukarıda verdiğimiz örnek haricinde çeşitli yerlerinde yine aynı şekilde açıklar: “…Yakup'un ilk oğlu Ruben….”43İsrail'in oğulları şunlardır: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun, Dan, Yusuf, Benyamin, Naftali, Gad, Aşer.”44 Görüldüğü üzere Tevrat, birkaç yerinde ve defaatle Yakup’un (a.s) çocuklarının doğum sırasını aynı vermekte ve hep Ruben’i, ilk sırada ilk doğan olarak beyan etmektedir. Tevrat’taki, Ruben’in ilk oğul olduğu hakkında en önemli ve detaylı açıklama Yakup’un(a.s) ağzından şu şekilde verilmektedir: “Yakup oğullarını çağırarak, "Yanıma toplanın" dedi, "Gelecekte size neler olacağını anlatayım. "Yakupoğulları, toplanın ve dinleyin, Babanız İsrail'e kulak verin. Ruben, sen benim ilk oğlum, gücümsün, Kudretimin ilk ürünüsün, Saygı ve güç bakımından en üstünsün.”45
Yani bu örneklerle şu olgunun altını kuvvetle vurgulamak istiyoruz. Tevrat’ın çeşitli yerlerinde serdedilen, Yakupoğulları ve onun ilk doğan çocuğu Ruben hakkındaki bu biyografik ve kronolojik bilgilerin değişmezliği veya ayniyeti; Tevrat’ın yeniden derlenmesi esnasında Tevrat yazıcılarının, Yakup’un şeceresindeki isimlerde bir karışıklık yapmadıklarını izhar eder. Bundan dolayı Tevrat’taki bu malumatın, tahrif olgusu gündem edilerek; bu malumat ile Kur’an’daki, Yusuf kıssasının mufassallaştırılmasından kaçınılamaz.
Tamamen beşeri yani indi ve izafi bir olgu olan Zemahşeri’nin, Yakupoğulları hakkındaki mezkûr yorumu, Tevrat mesabesinde hatta daha “âlâ” görülerek, Yusuf kıssasının ilgili ayetinin mufassallaştırılmasında kullanılamaz. Bizce böyle bir metod yanlıştır. Neticesi, üzerinde durduğumuz, İ. Eliaçık’ın kitabındaki müteselsil yanlışların gerçekleşmesinin yolunu açmıştır.
Bunun yanı sıra eğer Yahuda, Hz. Yakup’un ilk oğlu olmuş olsa idi; Yahudi ırkçılığının dini önderi Rabbi’ler; tanımlanma açısından kendi ismini aldıkları Yahuda’yı, Tevrat’ta üzerinde önemle durulan “ilk doğan” ritüelinin “RAB Musa'ya, "Bütün ilk doğanları bana adayın" dedi, "İsrailliler arasında insan olsun, hayvan olsun her rahmin ilk ürünü bana aittir."”46 kutsiyetine atamakta! tereddüt etmezlerdi kanaatindeyiz.
Taberi bu konuda şunları beyan etmektedir: “İbn-i İshak diyor ki: "Bu sözü, Yusuf’un kardeşlerinden en büyüğü söylemişti. Onun adı "Rubil" idi.”47 Mevdudi Yahuda’nın yaş sıralaması hakkında şöyle beyanda bulunur: “Yahudilik, Hz. Yakup’un dördüncü oğlu Yahuda’ya atfedilmektedir.”48 Ekrem Sarıkçıoğlu, başlangıçtan günümüze dinler tarihi kitabında, Yahuda hakkında şunları kaydeder: “Hz. Yakub'un 12 oğlundan 4.'nün adı Yuda veya Yahuda idi ve Yahuda kabilesinin soy atası oldu.”49 Prof. Dr. Mehmet Aydın ise “Ansiklopedik Dinler tarihi” kitabında; Yahuda için “Hz. Yakub'un dördüncü oğlunun soyuna bu ad verilmiştir.”50 Demektedir. Dolayısıyla “İsrailoğullarına peygamber olarak gönderilen İshak’ın oğlu Yakup’un on iki oğlu vardı. Dördüncü oğlunun adı Yuda veya Yahuda idi. Dolayısıyla onun adına izafeten İsrailoğullarına Yahudi denmiştir.”51
3- “….Yakup’un halasının kızı Liya’dan….” İfadesi Tevrat verilerine göre yanlıştır. Tevrat’a göre Hz. Yakup’un yanında çalıştığı ve bu çalışma karşılığı olarak evlendiği kadınlar dayısının kızlarıdır. "İshak Yakup'u çağırdı (…) Hemen Paddan-Aram'a, annenin babası Betuel'in evine git. Orada dayın Lavan/Laban'ın kızlarından biriyle evlen.”52 “Rebeka küçük oğlu Yakup'u çağırttı. (…) "Beni dinle, oğlum. Hemen Harran'a, kardeşim Lavan'ın yanına kaç.”53 “Yakup dayısı Lavan'ın(Laban) kızı Rahel'i ve davarları görünce, gidip kuyunun ağzındaki taşı yuvarladı, dayısının davarlarını suvardı. Rahel'e baba tarafından akraba olduklarını, Rebeka'nın oğlu olduğunu anlattı. Rahel koşup babasına haber verdi. Lavan(Laban), yeğeni Yakup'un geldiğini duyunca, onu karşılamaya koştu. Ona sarılıp öptü, evine getirdi. Yakup bütün olanları Lavan'a anlattı. Lavan, "Sen benim kanım, canımsın" dedi.54
Tevrat’taki Hz. Yakup’un evliliğine dair bu metin, onun iki karısı ile akrabalığındaki yakınlık bağlarını duygusal temalarla açıklarken aynı zamanda Tekvin kitabının, Hz. İbrahim kıssasını anlatan bir başka bölümünde Dayısı Laban ve annesi Rebeka’nın şecerelerini de Hz. İbrahim’in babası Azer’e kadar serdedilmektedir. “Terah soyunun öyküsü: Terah(Azer)55 Avram(İbrahim), Nahor ve Haran'ın(Hz. Lut’un babası) babasıydı. Avram'la Nahor evlendiler. (….) Avram'ın karısının adı Saray, Nahor'unkinin adı Milka'ydı. “56 Bir süre sonra İbrahim'e haber geldi. Ona, "Milka kardeşin Nahor'a sekiz çocuk doğurdu" dediler, "İlk oğlu Uts, kardeşi Bûz, Kemuel (Aram'ın babası), Keset, Hazo, Pildaş, Yidlaf ve Betuel." Betuel Rebeka'nın babası oldu. Bu sekiz çocuğu İbrahim'in kardeşi Nahor'a Milka doğurdu.”57
Bütün bu Tevrat anlatımlardan, Hz. Yakup’un babası İshak’ın; amcası Nahor’un torunu Lea ve Rahil ile evlenmiştir. Şematik izah edersek; Azer(Hz. İbrahim’in babası) - Azer’in oğlu Nahor(Hz. İbrahim’in kardeşi) - Nahor’un oğlu Betuel - Betuel’in oğlu Laban(Yakup’un hem dayısı hem kayınpederi).
Kurtubi bu konuda şunları kaydeder: “….Bunların annesi Leyan(Laban) kızı Leyâ'dır. Hz. Ya'kup'un dayısının kızıdır (...) Es-Süheylî der ki: Ya'kup'un annesinin adı ise Refkâ idi. Râhil, Bünyamin'den lohusa iken vefat etmişti. Leyân(Laban) b. Nâher (Nahor) b. Âzer ise Hz. Ya'kup'un dayısıdır.”58
Bütün bu izahlarımıza mukabil, Tevrat’taki bu bilgiler haricinde, gerek Zemahşeri gerekse diğer müfessirlerin tefsirlerinde rastladığımız; Hz. Yakup’a dair binlerce yıllık bir geçmişi ifşa edebilen, türden gaybi bir bilgileri, neye göre referans verdiklerini sorgulamak gerekmektedir. Zemahşeri veya diğer tefsir ve siyer âlimlerinin bu gaybi bilgiyi Tevrat’tan derlemedilerse o halde nereden almışlardır ??? diye soralım ve cevabını bir düşünelim.
4- “….Yakup’un halasının kızı Liya’dan….” İfadesinde bariz bir yanlışlık daha bulunmaktadır. Şimdi soralım, Yakup kimin oğlu? Cevap hazır!... İshak’ın oğlu. Peki, İshak’ın kaç kardeşi vardı? Hemen cevap vereceksiniz bir ve adı da İsmail. O halde Hz. Yakup’un halası nerede?
Bulmaya çalışalım(!) Hz. Yakup’un dedesi olan Hz. İbrahim oğulları İsmail ve İshak’ın doğumu ve hanımlarının -Sara ve Hacer- ölümünden sonra yeniden evlenerek çocuklar sahibi olmuştur. “İbrahim bir kadınla daha evlendi. Kadının adı Ketura'ydı. Ondan Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, İşbak, Şuah adlı çocukları oldu.”59 Tevrat’ta belirtilen bu çocuklardan hangisinin veya hangilerinin kız olduğunu biz bilemedik. Eğer bunun hakkında bir cevap bulan olursa Hz. Yakup’un halası o demektir. O buldukları isim ile Yakup arasındaki şecereden gaybi bilgisi olan var veya buna dair maddi referans verebiliyorsa o takdirde Yakup’un halasının kızı ile evlendiği ifadesinin doğru olduğuna ikna olduk demektir.
5- “…Liya ölünce Yakup onun kız kardeşi Rahil ile evlendi…” ifadesi Tevrat kıssasındaki evlilik anlatımına aykırıdır. “Lavan/Laban, "Bizim buralarda adettir. Büyük kız dururken küçük kız evlendirilmez" dedi, "Bu bir haftayı tamamla, Rahel'i de sana veririz. Yalnız ona karşılık yedi yıl daha yanımda çalışacaksın." Yakup kabul etti. Lea'yla bir hafta geçirdi. Sonra Lavan kızı Rahel'i de ona verdi.”60
Tevrat’taki bu anlatıma rağmen Hz. Yakup’un dayısı kızları ile bir arada yaptığı evliliği, Kur’an-ı Kerim’deki "…ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir."61 Ayeti ve Tevrat'ın, şeriat/hukuk kuralları ile ilgili kitabı Levililer'deki; "Karın yaşadığı sürece onun kız kardeşini kuma/karı olarak almayacak ve onunla cinsel ilişki kurmayacaksın."62 Emrine muhalif gören müfessirimiz, ihtimaldir ki bu durumun izahı için uğraşmaktansa! Her iki evliliğin ayrı ayrı yapıldığı kabulünü arz etmiş görünmektedir.
“Hz. Ya'kub'un, dayısının iki kızı ile bir arada evlilikleri hakkında en makul açıklama şöyledir. Tevrat'taki iki kız kardeş ile bir arada nikâh yasağına kadar bu tip evlilikler helal idi. Ne zaman ki Hz. Musa döneminde Tevrat'taki mezkûr emir gelmiştir o andan itibaren bu evlilik yasaklanmıştır. Bundan dolayı Hz. Ya'kub yaşadığı dönemde bir yasak olmaması hasebiyle ve de dayısının hileleri karşısında oluşan fiili bir mecburiyetten, iki kız kardeşi bir arada nikâhladığı zorunlu bir evlilik yapmıştır.”63
Bir başka problemli durum Hz. Yakup, İlk karısı Lea ölünce Rahel ile evlenmişse peki, Rahel ne zaman ölmüştür. Çünkü Yusuf’un kuyuya atılarak kaybedilmesinden itibaren gelişen olaylarda Yusuf’un annesi figürü –Ne Kur’an’da ne de Tevrat’ta- hiç ortaya çıkmamaktadır. Bu gaybi durum nasıl kime göre ne referans alınarak açıklanabilecektir. Kıssa tefsirlerinin kaderi olan “İsrailiyat”la mı?
Tevrat anlatımı baz alındığında, Yusuf ve Bünyamin’in annesi olan Rahel, Mısır endeksli olayların geliştiği Kenan topraklarında ikamet öncesi; Mezopotamya’dan bu topraklara dönerken vefat ettiği için, Yusuf’un kaybolması ile ortaya çıkan olaylar örgüsünde Yusuf ve Bünyamin’in annesi olan Rahel’in ortada olmaması –Hz.Yakup’la beraber acılar çekmesi, v.s gibi sahnelerin Kur’an ve Tevrat’ta yer almaması- anlaşılır ve izah edilir bir durumdur.
“Yaşayan Kur’an” mealindeki dipnottaki çeviri hatası:
Buraya kadar İ.Eliaçık’ın Zemahşeri’nin Keşşaf’ından yaptığı alıntıdaki tarihsel hatalar üzerinde durduk Şimdi ise sadece Eliaçık’a ait olan çeviri hatası üzerinde duracağız. Altı numaralı dipnot Eliaçık tarafından yapılan çevirisi şu şekildedir: “Rivayete göre Yusuf’un on bir kardeşi vardı: Yahuda, Rûbyal, Şemon, Lavi, Ribolon, Yaşcer, Deyni, dan, Naftali, Cad ve Aşir… Bunların ilk yedisi Yakup’un halasının kızı Liya’dan, son dördü ise Zurreteyn, Yahi, Zulfe ve Belhe’dendi. Liya ölünce Yakup onun kız kardeşi Rahil ile evlendi ve bundan da Yusuf ve Bünyamin doğdu.”
Bu metin çevirisindeki şu ifadede hata görülmektedir. “…Zurreteyn, Yahi, Zulfe ve Belhe’dendi….” Bu çeviri Zemahşeri’nin Keşşafında yer alan orijinal ifadeye göre yanlıştır. Keşşaf’ta yer alan;64 ifadesinin doğru çevirisi “….Son dördü ise, Süryeteyn65, yani Zülfe ve Belhe'dendir….”66 Olması gerekmektedir.
Kur’an Meallendirmelerdeki Bünyamin ismi fazlalıkları:
İ. Eliaçık’ın “Yaşayan Kur’an” tefsiri kitabının Yusuf suresindeki iki ayet mealinde gördüğümüz ilgi çekici durumun altını çizelim! Yusuf suresi altmış dokuzuncu ayetin “Ve lemmâ dehalû alâ yûsufe âvâ ileyhi ehâhu…” meali, Eliaçık tarafından şöyle verilmiştir. “Yusuf’un yanına vardıklarında, Yusuf kardeşi BÜNYAMİN’i bağrına bastı…” Ayetin aslında Bünyamin ismi geçmemesine rağmen mealde kardeş ifadesi yanına Bünyamin ismi monte! Edilmiştir. Aynı tarz Yusuf suresinin yetmiş altıncı ayetinde de sürdürülmüştür. “Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce diğerlerinin yükünü aramaya başladı. Sonunda onu BÜNYAMİN’in yükünden çıkardı….” Bu ayetin “Fe bedee bi ev’ıyetihim kable viâi ahîhi, summestahrecehâ min viâi ahîh…” Arapça aslında da Bünyamin67 ismi bulunmamaktadır.
Yazımızın konusu olan Yusuf suresi, sekizinci ayetinde de benzer bir anlatım olduğu halde burada Bünyamin mufassallaştırmasına gitmediğini görmekteyiz. “İz kâlû le yûsufu ve ehûhu ehabbu…..” “Bir zamanlar kardeşleri, “babamız, Yusuf ve kardeşini bizden çok seviyor…….” Hâlbuki kıssanın başı olması ve diğer kardeşler ile Bünyamin arasındaki farklılık olan “…Yusuf ve kardeşini…” ifadesindeki, ana-baba bir konumu kardeşlik bağını açması babından sekizinci ayette Bünyamin mufassallaştırması diğer ayetlerdekine göre daha uygun olurdu kanaatindeyiz.
Aslında en uygun olan bu gibi mufassallaştırmaların dipnotta yapılması; mealde ise Arapça kelimenin en yakın anlamının verilmesi şeklinde olacaktır. Kur’an’ın isimler hususundaki özelliğine dikkat çeken yazar meallendirmede bu hususu kaçırmış ya da ihlal etmiş olmaktadır. “İşte buna benzer nice “tarihsel” kişi ve olaylar üzerinden “evrensel” mesajlar veriyor. Bu nedenle olsa gerek tarihte kalması kaçınılmaz olan yerlerde ”bilinçli bir susuş” sergiliyor. Birkaç yerde Mekke, bir iki yerde Arap ismi geçiyor. İlginçtir Muhammed dışında bir tek kişinin ismi geçiyor o da bir eski köle ve evlatlık olan Zeyd…”68 Kur’an’ın bu özelliğinin en azından onun meallendirilmesinde de sürdürülmesinde yarar görüyoruz.
Sayın yazarın özellikle Yusuf kıssası meallendirmesindeki bu üslubunu, kitabının önsözündeki şu cümlesi açıklamaktadır. “…Çünkü Arapça asıl metnin dışında yazılan her şey yorumdur, ister parantez dışı, ister parantez içi olsun, ister üstte ister altta olsun fark etmez. Az önce geçtiği gibi burada yorum Arapça(Kur’an) metninin zihindeki yankısı anlamında kullanılmaktadır.”69 Dolayısıyla sayın yazar, mealin içinde kendi yorumunu yaparak/katarak, zihnindeki Tevrat’tan alınmış bir öğeyi –Bünyamin- Kur’an’ın ilgili ayetinin açıklaması ya da mufassallaştırması olarak kullanmış olmaktadır. Bu durumu aynı ayeti okuyan/duyan Yahudi ve Hıristiyan biri açısından da otomatik olarak beyin algısı şeklinde gerçekleşeceğini düşündüğümüzde; Kur’an kıssalarının mufassallaştırılmasının birinci ve sahih kaynağının, yine Kur’an’ın tasdik ve tashih ettiği Tevrat ve İncil metinleri olması gereği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Aksi halde Kur’an mealleri de “…Kur’an metninin zihindeki yankı…” yanlışlarıyla dopdolu olacaktır.


Dipnotlar:
1- R. İhsan Eliaçık, Yaşayan Kur’an-Türkçe Meal/Tefsir, c. I, s. 23, İnşa Yayınları, İstanbul–2007.
2- R. İhsan Eliaçık, A.g.e, c. I, s. 466, İnşa Yayınları, İstanbul–2007.
3- “Ebû'l-Kâsım Mahmud İbn Ömer ez-Zemahşerî el-Harezmî. Büyük bir dilci, edebiyatçı, kelâmcı ve müfessirdir. Mekke'de uzun süre ikamet ettiği için Cârullah lakabı verilerek "Cârullah Zemahşerî" adıyla meşhur olmuş, ayrıca kendisine "Fahr-ı Harezm" ünvanı da verilmiştir. D.467 (1075) / Ö.538 (1143)” Şamil İlam Ansiklopedisi, Zemahşeri maddesi, c. XIII, s. 340, İstanbul–2000.
4- “el-Keşşaf an Hakaiki Ğavamizü't-Tenzil ve uyunu'l-Ekavil fi Vücuhi't-Te'vil, Zemahşerî'nin bütün İslâm âleminde tanınmasını sağlayan tefsiridir. Kısaca Keşşâf olarak tanınır. Tefsir tarihinde önemli bir yer tutan, leh ve aleyhinde çok söz söylenen, üzerinde yüzlerce şerh, haşiye, ta'lîka ve reddiye yazılmış bir kitaptır.” Şamil İlam Ansiklopedisi, Zemahşeri maddesi, c. XIII, s. 340–341, İstanbul-2000.
5- Keşşâf üzerinde yapılan çalışmalar, tenkidler ve reddiyeler hakkında bk. Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, Ankara 1960, II, 291–293
7- Şamil İslam Ansiklopedisi, Zemahşeri maddesi, c. XIII, s. 342, İstanbul–2000.
8- Şamil İslam Ansiklopedisi, Zemahşeri maddesi, c. XIII, s. 342, İstanbul–2000.
9- İbn Kesîr, el-Bidâye, II, 479; Kadir Polater, Kur’ân ve Kitabı Mukaddes’e göre Yusuf kıssası, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, s. 37, c.VII, yıl 2007, sayı:3.
10- Kadir Polater, A.g..e, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, s.12, c.VII, yıl2007, sayı:3.
11- Cengiz Duman, Yunus Peygamberi Balık mı, Asur Hapishanesi mi Yuttu?; http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=12771; Bir İhsan Eliaçık Klasiği! Cengiz Duman, Âdemoğulları Kıssasında Manipülasyon; http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=16132
12- Cengiz Duman, İ. Eliaçık'ın Yunus Kıssası Tefsirindeki Çelişkileri, http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=13138
13- İhsan Eliaçık, Yaşayan Kur'an/meal-Tefsiri, C.II, s.445.
14- http://ihsaneliacik.org/makaleler/dort-kitabin-manasi-yeni.html
15- Nevi'im/Peygamberler; Tanah'ın(Tevrat) üç ana bölümünden ikincisi. Bu bölümlerin ilki Tora (Tevrat) ve bir sonraki de Ketuvim'dir (Yazılar). Bknz: http://tr.wikipedia.org/wiki/Nevi'im
16- İbranice bir kelime olan Yeşaya kelimesi, İbranice'de "Rab kurtarır" anlamına gelmektedir. Tevrat’ta bağımsız Yeşeya kitabı ona aittir. İsrailoğullarına göre bir Peygamber olan Yeşaya, M.Ö. 8. yüzyılın ikinci yarısında Yeruşalim/Kudüs'te yaşamıştır.
17- http://ihsaneliacik.org/makaleler/yeseyanin-cigligi.html
18- Kur’an/2Bakara/41.
19- Seyyid Kutub, Kur’ân’da Edebî Tasvir, s. 229, Ankara, 1969.
20- Tevrat/ Tekvin/ Bab 37/4.
21- Tevrat/ Tekvin/ Bab 28/1–2.
22- Tevrat/ Tekvin/ Bab 27/42–43.
23- “Yirmi yıl yanında kaldım. Koyunların, keçilerin hiç yavru düşürmedi. Sürülerinin içinden bir tek koç yemedim.” Tevrat/ Tekvin/ Bab 31/38.
24- Tevrat/ Tekvin/ Bab 29/16.
25- Rahel, İşte cariyem Bilha" dedi..” Tevrat/Tekvin/Bab30/3;“Lea artık doğum yapamadığını görünce, cariyesi Zilpa'yı Yakup'a eş olarak verdi.”Tevrat/ Tekvin/ Bab 30/9.
26- Tevrat/ Tekvin/ Bab 35/23–26.
27- Tevrat/ Tekvin/ Bab 29/17–20.
28- “Sabah olunca, Yakup bir de baktı ki, yanındaki Lea! Lavan'a,(Laban) "Nedir bana bu yaptığın?" dedi, "Ben Rahel için yanında çalışmadım mı? Niçin beni aldattın?" Lavan, "Bizim buralarda adettir. Büyük kız dururken küçük kız evlendirilmez" dedi, "Bu bir haftayı tamamla, Rahel'i de sana veririz. Yalnız ona karşılık yedi yıl daha yanımda çalışacaksın."” Tevrat/Tekvin/ Bab29/25–27.
29- Tevrat/Tekvin/ Bab30/1–24.
30- Tevrat/Tekvin/ Bab35/18.
31- Kur’an/12Yusuf/8.
32- R. İhsan Eliaçık, A.g.e, c. I, s. 21, İnşa Yayınları, İstanbul–2007.
33- Tevrat/ Tekvin/ Bab 35/23–26.
34- "İkamet" anlamına gelir. Kitabı Mukaddes, s. 29, Kitabı mukaddes şirketi, İstanbul–1981.
35- Tevrat/Tekvin/ Bab30/19–20.
36- Tevrat/Tekvin/ Bab46/15.
37- Tevrat/Tekvin/ Bab30/21.
38- Tevrat/Tekvin/ Bab34/1–31.
39- İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, c.IX, s. 202.
40- A. Abdülfettah Tabbâra, Kur’an’da peygamberler ve peygamberimiz, s.183,İstanbul–1982.
41- Prof. Dr. Mehmet Aydın, Ansiklopedik Dinler tarihi, Yahuda oğulları maddesi.
42- R. İhsan Eliaçık, A.g.e, İnşa Yayınları, İstanbul–2007.
43- Tevrat/Tekvin/ Bab46/8–9.
44- Tevrat/I.Tarihler/ Bab2/1–2.
45- Tevrat/Tekvin/ Bab49/1–3.
46- Tevrat/Mısırdan Çıkış/ Bab13/1.
47- Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, c. V, s. 10, Hisar Yayınevi, İstanbul–1998.
48- Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, c. I, s.510, Pınar yayınları, Ankara–1983.
49- Ekrem Sarıkçıoğlu, “Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi”, Yahudilik maddesi.
50- Prof. Dr. Mehmet Aydın, Ansiklopedik Dinler tarihi, Yahuda oğulları maddesi.
51- D.İ.B, Dini Kavramlar Sözlüğü, Yahudilik maddesi, s.696, Ankara 2006.
52- Tevrat/Tekvin/ Bab28/2.
53- Tevrat/Tekvin/ Bab27/42–43.
54- Tevrat/Tekvin/ Bab29/10–14.
56- Tevrat/Tekvin/ Bab11/27–29.
57- Tevrat/Tekvin/ Bab22/20–23.
58- İmam Kurtubi, A.g.e, c.IX, s. 202.
59- Tevrat/Tekvin/ Bab25/1–2.
60- Tevrat/Tekvin/ Bab29/26–28.
61- Kur’an/4Nisa/23.
62- Tevrat/Tekvin/ Bab 18/18.
63- Cengiz Duman, Hz. Yakup resullüğü ve mesajı, Haksöz dergisi, Nisan – 229.
64- Zemahşeri’nin, el-Keşşaf an Hakaiki Ğavamizü't-Tenzil ve uyunu'l-Ekavil fi Vücuhi't-Te'vil, Beyrut, 1397/1997, C. III, s.256–258;
65- “Surriyyet: Cariye, Odalık, Müstefreşe” Arapça-Türkçe büyük lûgat, c.II, s.973, Hilal matbaası, Ankara–1968; Sürriyeteyn: tesniye, iki cariye anlamına gelmektedir; Süryeteyn kelimesine lügatlerde çok farklı manalar verilmektedir. Bunun için ayrıca bakınız: Lisanu'l-Arab, 6/252–254. Hz. Yakup’un, dayıları kızları harici diğer iki karısı, ilk karılarının kendilerine hediye ettikleri cariyelerdir. Zulfe ve Belhe. Süryeteyn ifadesi bu iki cariyeyi yansıtmaktadır.
66- Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c. XIII, s.167, Akçağ Yayınları, Ankara–1990.
67- Bünyamin, Hz. Yakup’un son doğan on ikinci oğludur. “Binyamin” kelimesi İbranicedir ve "Binyamin": "Sağ elimin oğlu" ya da "Güneyli oğul" anlamına gelir. Bknz: Kitabı Mukaddes, s. 35, Kitabı mukaddes şirketi, İstanbul–1981; http://kutsal-kitap.net/bible/tr/index.php?mc=1&sc=4&id=39#_edn5
68- R. İhsan Eliaçık, A.g.e, c. I, s. 21, İnşa Yayınları, İstanbul–2007.
69- R. İhsan Eliaçık, A.g.e, c. I, s. 20, İnşa Yayınları, İstanbul–2007.

Hz. Yûsuf (a.s) ile Hz. Mûsa (a.s) Kıssaları Arasındaki Benzerlikler

Hz. Yûsuf (a.s) ile Hz. Mûsa (a.s) Kıssaları Arasındaki Benzerlikler Ve Kur'ân'ın Mucizeliği
Prof. Dr. Davut Aydüz


Özet:
Yazımızda, Kur'an'da sık tekrar edilen Hz. Musa (a.s) kıssası ile Hz. Yusuf (a.s) kıssaları arasındaki benzerlikler dikkatlere sunuluyor. Bunlar, her ikisinin de münferit harfler ile başlaması, her ikisinin kıssa kahramanlarının daha küçük yaşlarında iken eziyete maruz kalmaları, ebeveynlerinden ayrılmaları, nübüvvet makamına ulaşmaları esnasında eziyetin her türlüsünü tatmış olmaları olarak tespit ediliyor. Sayısı yirmiyi aşan bu benzerliklerin dikkat çekici olanlarından birisi, her iki kıssada da kadınların bulunuşu ve bunların fıtri zayıflıklarını ortaya koyar şekilde davranmaları gösterilebilir. Her iki kıssanın aynı coğrafyada, yani Mısır'da geçmesi -birinin ümmetini oraya yerleştirme diğerinin orada uğradıkları zulümden kurtarma faaliyetleri- gibi hususlar, bize daha dikkatle yapılacak tetkiklerin yeni benzeşme yönlerinin varlığını ortaya koyacağını göstermektedir.


Yazının son bölümünde de bu nebilerin risalet hayatlarında karşılaştıkları eziyet ve çektiklerinden, i'la-yı kelimetullah davasındaki kutsilerin almaları gereken derslere yer verilmiştir. Buna göre bir yandan 'kutsiler'e sabır tavsiye edilirken, öte yandan akıbetin inananların olacağı vurgulanıyor. Diğer yandan da kendini Allah'ı anlatma vazifesi ile mükellef bilenlerin dikkat etmeleri gereken ilk hususun 'basiret' olduğu vurgulanıyor.

Kur'an-ı Kerim'in; tertip ve düzeni, ahenk ve insicamı, O'nun mucizevi buudlarından birini teşkil ettiği gibi, ifade tarzı ve anlatım keyfiyeti de beşer karihasını aşan, insan kudretini aciz bırakan bir başka mucizevi buudunu teşkil eder. Kur'an-ı Kerim, 23 sene zarfında, değişik olaylar, durumlar, muhataplar karşısında, peyderpey inmesine rağmen, O'nun sureleri, ayetleri ve hatta kelimeleri arasında birbirine zıt düşen, birbirinin ahengini bozan tek bir ifade, tek bir cümle bulmak mümkün değildir. O'nun bütünü birden yapılmış bir hitabe gibidir adeta. Bu ise, ancak 23 seneyi bir "an" gibi gören.. geçmişi bugünle, bugünü de yarınla bir arada görüp bilen.. hasılı zamandan ve mekandan münezzeh olan bir Zat'ın kelamı olmakla açıklanabilir. Halbuki Kur'an vahyinin, devamlı surette değişen sebep ve hadiselere göre ceste ceste gönderilmesi, bir yandan konuların mahiyetindeki değişiklik, diğer yandan parçalar arasındaki zaman farkı, tabii olarak, onlardan bahsederken irtibatsızlığa sebep olmalıydı.
Bunları bir sure başlığı altında toplamak, normalde, dağınıklığa yol açmalıydı. "... Eğer O, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, O'nda birçok tutarsızlık bulurlardı."(Nisa , 82)

Kur'an-ı Kerim, Allah katından geldiği için, hem ifade bakımından, hem de mana ve hüküm bakımından bir bütünlük arz etmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgünlük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu hal ve şartlara göre değişir.

Kur'an'ın ifade ve üslubu ise, baştan sona emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiği mana, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen her şeye temas ettiği halde, tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum arz etmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tespit etmek bile, Kur'an-ı Kerim'in insan eseri olmadığını, Allah'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya yetecektir. Biz, Kur'an'da anlatıldığı şekliyle Hz. Yusuf (a.s) ve Yusuf süresiyle, Hz. Musa (a.s) ve daha çok Kasas suresi arasındaki benzerlikleri ele almak istiyoruz. Yusuf suresi ile Hz. Musa'dan bahseden Kasas ve diğer sureler, değişik zamanlarda inmiş olmalarına rağmen, aralarında -bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla- ciddi benzerlikler vardır. Bu benzerlikler, çoğu zaman tıpatıp birbirinin aynısı olmakla beraber, bazen de ters yönden bir benzerlik bulunabilmektedir. (Birisinde erkek olanın, diğerinde kadın şeklinde olması gibi.) Vereceğimiz misallerde de görüleceği üzere, bu benzerliklerin bazen lafızları da aynıdır.

Yusuf Suresi:
Mekke'de inmiştir.1 111 ayettir. Surenin başından sonuna kadar Yusuf peygamberden bahsedildiği için, bu adı almıştır. Kur'an'ın peyderpey nüzulünden uzunca bir zaman sonra Hz. Peygamber (s.a.s)'in ashabı: "Ey Allah'ın Rasulü bize bir kıssa anlatsan!" demişlerdi. Bunun üzerine Yusuf suresi nazil olmuştur.2

Kasas Suresi:
Bu sure Mekke'de nazil olmuştur3 ve 88 ayettir. Surenin başlıca konularını; Hz. Musa'nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri, tevhit ehlinin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi gerektiği gibi mevzular teşkil etmektedir. Hz. Musa'dan, Kur'an'ın birçok suresinde bahsedilmektedir. Hz. Musa'dan en çok bahsedilen surelerden birisi de Kasas süresidir. Burada, Hz. Musa'nın doğumu ve doğum sonrası olaylar, ilk gençliği ve sonraki olaylar anlatılmaktadır.

Hz.Yusuf ile Hz.Musa kıssaları ve Yusuf ve Kasas sureleri arasındaki benzerlikler:

1.Her iki sure de huruf-u mukattaa ile başlamaktadır. Ondan sonra gelen ayet ise, her iki surede de tamamen aynıdır. Yusuf suresinin başı:

1.Elif. Lam. Ra . 2. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir,"

Kasas suresinin başı:

"1. Ta. Sin. Mim. 2. Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir."

2. Her iki hadise de -genellikle- Mısır'da cereyan ediyor.

3. Hz. Yusuf'u, kendisini kıskanan ve böylece düşman olan kardeşleri, ondan kurtulmak için kuyuya atıyorlar. Hz. Mu sa'yı ise, kendisine en yakın olan annesi, onu kurtarmak için denize atıyor.

4. Hz. Yusuf, babasından ayrılıyor daha sonra ona kavuşuyor; Hz.Musa da annesinden ayrılıyor, o da daha sonra annesine kavuşuyor.

5. Her ikisi de başkaları tarafından (değişik şekilde de olsa) evlatlık ediniliyor.

6. Vezirin hanımına söylediği ile Firavun'un hanımının, Firavun'a söylediği sözler de aynıdır: Vezir hanımına:

Mısır'da onu satın alan adam, hanımına: "Ona iyi bak, belki bize yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz" dedi" (Yusuf, 21).

Firavun'un hanımı da, Firavun'a şöyle diyor:

Firavun'un karısı (kocasına): Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz, dedi" (Kasas, 9). Hz. Yusuf'u satın alan adam hanımına, Hz. Musa'yı bulan Firavun'un hanımı da kocasına aynı şeyleri söylüyor.

7. Her iki kıssada da birer kadın var. Her iki kadın da kıssada fıtri zayıflıklarını sergiliyorlar. İlki, kölesine göz koyabiliyor; diğeri de kendisine 'korkmaması' ilham edildiği halde 'kalbindeki tasadan işi açığa vurma noktasına gelebiliyor.

Hz. Yusuf, vezirin hanımı tarafından o kötü işe davet edilince Rabbi'nden bir burhan görmesi üzerine hemen geriye dönüyor. Kur'an'ın ifadesiyle: "And olsun, kadın onu arzu etmişti, eğer Rabbi'nin doğruyu gösteren delilini görmeseydi, Yusuf da onu arzu etmişti." (Yusuf, 24).

Hz. Musa'nın annesi de kucağındaki çocuğunu denize bırakma emri üzerine biraz tereddüt geçirmiş fakat yine de atmıştı. Daha sonra ise, yüreğindeki tasadan dolayı -az kalsın- işi açığa vuracaktı. Ama o da Rabbi'nin inayetiyle bu işten vazgeçiyor: "Eğer Biz (Va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı." (Kasas, 10).

8. Hz. Yakub, Yusuf'u araması için erkek çocuklarını gönderiyor: "Ey oğullarım, gidin, Yusuf'u ve kardeşini araştırın..." (Yusuf, 87). Hz. Musa'nın annesi de, Hz. Musa'dan haber getirmesi için kız kardeşini (ablasını) gönderiyor: "Annesi, Musa'nın ablasına: Onun izini takip et, dedi..." (Kasas, 11).

9. Hz. Yusuf için kullanılan ifadenin aynısı, Hz.Musa için de kullanılıyor:

"(Yusuf), güç ve kuvvetine kavuşunca, ona hüküm ve ilim verdik. İşte Biz, güzel hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız."(Yusuf, 22)

Hz. Musa için de şöyle deniliyor:

"Musa, yiğitlik çağına erip olgunlaşınca,4 Biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları Biz böylece mükâfatlandırırız."(Kasas, 14)

10. Hz. Yusuf'un ismi Yusuf suresinin dışında Kur'an'da sadece iki yerde zikredilmektedir: Birisi En'am suresinde (84. ayet) Hz. Musa'dan önce, diğeri de Mü'min (Gafir) suresinde (34. ayet), Firavun'un ailesinden Hz. Musa'ya iman eden zatın, Hz. Musa'yı müdafaası sırasında Hz. Yusuf'u misal vermesinde geçmektedir. Demek aralarındaki benzerlik bizzat Kur'an tarafından nazara veriliyor.

11. Hz. Yusuf'un babasından, Hz.Musa'nın da annesinden bahsediliyor. Ayetlerde Hz. Yusuf'un annesinden5 ve Hz. Musa'nın da babasından bahsedilmiyor.

12. Hz. Yusuf da, Hz. Musa da sarayda yetişiyorlar.

13. Hz. Yusuf'u da, Hz. Musa'yı da tebrie edenler, masum olduklarını söyleyenler, düşman safında olan kimselerin yakınlarıdır:

"O kadının akrabasından biri şöyle şahitlik etti: 'Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, bu ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir, bu ise doğru söyleyenlerdendir.' (Yusuf'un gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (kadına): 'Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır. Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.' (Yusuf, 26-28).

"Firavun ailesinden imanını gizleyen mü'min bir adam (şöyle) dedi: 'Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı öldürüyor musunuz?' (Mü'min, 28-35).

14. Hz. Yusuf, başına geleceklerden çekinerek, hapiste bir süre beklemeyi, Hz. Musa ise, Medyen'e hicret etmeyi tercih ediyor.

15. Hz. Yusuf'un mucizeleri daha çok manevi. Hapiste arkadaşlarının ve hapisten çıkmasına vesile olan kralın rüyasını tabir etmesi ve tabirlerin doğru çıkması gibi. Hz. Musa'nın ise mucizelerinin hemen hepsi maddi. Çünkü İsrailoğulları maneviyata inanmayan, materyalist bir toplum. Allah'a iman hususunda bile Hz. Musa'ya: "Allah'ı bize açıktan göster." (Bakara, 55; Nisa, 153) diyecek kadar ileri giden bir toplum.

16. Her iki kıssanın sonunda da yaklaşık aynı ifade kullanılarak bitiriliyor: Hz. Yusuf kıssasının sonunda:

"İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin)." (Yusuf, 102) deniliyor. Hz. Musa ile ilgili meseleler anlatıldıktan sonra da şöyle deniliyor:

"Musa'ya o işi yaptığımız (yani kendisine bildirmek istediğimiz işi ona vahyettiğimiz) vakit sen (Mukaddes vadinin) batı tarafında değildin..." (Kasas, 44), "(Musa'ya) seslendiğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik) ki..." (Kasas, 46) şeklinde birbirine yakın ifadeler kullanılıyor.

17. Her ikisine de "İlim ve Hikmet" verildiği ifade edildikten sonra, sanki bu büyük nimetin bedeli olarak başlarına gelen imtihanlar anlatılmaya başlanıyor (Yusuf, 22; Kasas, 14).

18. Hz. Yusuf için:

"...şüphesiz o (Yusuf) ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı." (Yusuf, 24) deniliyor.

Hz. Musa için de:

"... gerçekten O (Musa), ihlasa erdirilmiş idi." (Meryem, 51) deniliyor.

Ayrıca Kur'an'da diğer peygamberlerin de muhlas oldukları zikredilse de, sadece bu iki peygamberin isimleri verilerek, "muhlas" (ihlâsa erdirilmiş) oldukları bildiriliyor.

19. Hz. Yusuf, hapishanede iki "feta" (genç delikanlı) ile karşılaşıyor (Yusuf, 36). Hz. Musa ise, Medyen'de kuyu başında iki "imraeh" (genç kız)6 ile karşılaşıyor (Kasas, 23).

20."Çok yaşlı baba" tabiri, Kur'an'da sadece Yusuf suresinde (78. ayet), ve Hz. Musa'dan bahsedildiği yerde, Kasas suresinde, geçmektedir.

21. Hz. Yusuf'un kardeşleri Yusuf'u kuyuda bulanlara O'nun kardeşleri olduğunu belli etmediler. Kölemiz dediler ve ucuz bir fiyata sattılar7 (Yusuf,20).

Hz. Musa, Firavun'un hanımı tarafından bulununca hiçbir kadından süt emmedi. Olup biteni öğrenmek için giden ablası da, onlara sütannesi tavsiye ederken, Hz. Musa'nın ablası olduğunu belli etmedi (Kasas, 12).

Bu iki kıssadan alacağımız dersler:

Kur'an kıssaları, tarihin derinliklerinden seçilerek ders almamız için, Allah tarafından açıklanan hikmetli vak'alardır. Bu kıssalar, aslında, insanlara hükmeden ilahi kanunların icraatından ibaret olan birtakım hareketler, görüntüler ve sesler halindeki tarih manzaralarıdır. Kur'an kıssalarının gerçek kahramanı, olayların etrafında döndüğü şahıs değildir. Kıssanın gerçek kahramanı, insanın inanç, ahlak ve davranışlarına sıkı şekilde bağlı olan tarihi kanundur. Mesela Hz. Musa kıssasının kahramanları Hz. Musa ve muhatapları değil, tevhit ve şirkin tarihi realiteleridir. Yahut Yusuf kıssasının kahramanları Hz. Yusuf ile ev sahibesi değil, Yusuf'taki iffet ve emanet ile kadındaki şehvet ve hıyanet vasıflarıdır. Gerçi Kur'an'da hayat, unutamayacağımız bazı şahsiyetlerde hareket eder, fakat Kur'an üslubu, kıssa kahramanlarını olayın mihveri yapmaya layık bulmamıştır. Kıssalar tezli kıssalardır, güdümlü hikâyeler değildir. Kur'an hadiseye dikkati çektiğinden zaman ve mekân unsurlarına zikre değer bir yer vermez, onları bildirmez. Zira hadiselerin, ibret vermek gayesine hizmet etmeyen ayrıntılarına girmek, meseleyi teferruata boğarak kıssadan çıkacak hisseye gölge düşürebilir.

Müşahhaslaştırılmış mücerret kanunlar olan Kur'an kıssaları, kanun olduklarını göstermek için tekrarlanmıştır. Gerçekten de, aralarında itibari bazı farklar olsa dahi, her bir hadisenin bir benzeri vardır. Çünkü kâinatta kanun birliği vardır. Dikkatle bakacak olursak, her asrın bir Firavun'u, bir de Musa'sı olduğunu, yoldan çıkmış zenginleri temsil eden bir Karun'u ve dini, menfaatlerine alet eden din adamlarının timsali olan bir Bel'am'ı olduğunu görürüz.

Kur'an kıssalarının bir gayesi de; muhatapların ders almalarını sağlamaktır. Zira insan, kıssalarda anlatılan iyi kişileri takdir edip onlara benzemek ister; kötülerden nefret edip huylarından sakınmak lüzumunu hisseder.

Bu girizgâhtan sonra, şimdi de Hz. Yusuf ile Hz. Musa kıssalarından alabileceğimiz bazı dersleri zikredelim:

1. Hz. Yusuf'un kuyuya atılması, köle olarak satılması, iftiraya maruz kalması, zindana atılması vs. imtihanlarla karşılaşması; babasının önce Yusuf sonra da Bünyamin'den ayrılması; Hz. Musa'nın annesinin Allah'ın emriyle bebeğini denize atması; Hz. Musa'nın Firavun'un sarayında büyümesi, istemeyerek de olsa bir adamın ölümüne sebep olması ve Medyen'e gitmek zorunda kalması... ve bütün bunlar karşısında bu büyük insanların sabretmesi... Bütün bunlar, kıyamete kadar gelecek mü'minlere sabır dersi vermektedir. Her devirde, kişi seviyesine göre imtihan edilecektir ve ona düşen de sabretmek olacaktır.

2. Gerektiğinde insan Allah için ana-babasından, gerektiğinde de ana-baba evladından ayrı kalmaya hazır olmalıdır.

3. Hz. Yusuf'un da, Hz. Musa'nın da sarayda yetişmeleri önemli bir noktaya dikkatimizi çekiyor; kuvvetli olan ve medeni hayat yaşayan insanlara gerçekleri anlatmanın diyalog ve ikna etmekten geçtiğini, onlara daha sonra bir şeyler anlatabilmek için onların bazı eza ve cefasına katlanmak gerektiğini anlıyoruz.

Aynı durum, kadına karşı Hz. Yusuf'u tebrie eden ve Firavun'a karşı Hz. Musa'yı koruyan Mü'min-i al-i Firavun (Firavun'un şeflerinden olan mü'min zat) için de geçerlidir; her zemin ve zamanda hakperest insanlar vardır. Yeter ki onlara ulaşacak hak bir tavır içinde olalım.

4. Hz. Yusuf'un kuyuda ölmemesi, kadın karşısında zor durumdan kurtulması vs...; Hz. Musa'nın diğer çocuklar gibi tespit edilip öldürülememesi, annesi tarafından denize bırakılınca ölmemesi, ileride ezeli düşmanı olacak Firavun'un sarayında büyümesi vs... hadiseleri de gösteriyor ki; Allah'ın inayeti ve yardımı hep inananlarla beraberdir. İnananlar belli bir zaman zahmet çekse de, hayırlı akıbet onlar içindir.

5. Hz.Yusuf, babasının ikazına rağmen rüyasını kardeşlerine anlatıyor ve başına bu hadiseler geliyor. Bu da bize; dostların gıbta damarlarını tahrik etmememiz gerektiğini gösteriyor.

6. Hz.Musa'nın Medyen'e hicretine gelince; mü'min hiçbir zaman kâfirden korkmaz ve ondan kaçmaz, fakat kuvvet dengesinin olmadığı bir yerde, gücünü artırmak ve takviye almak düşüncesiyle geri çekilebilir fikrini veriyor.

7. Hz. Yusuf'un, hapishanede kendisine rüya tabiri soranlara cevap vermeden önce, yüce Allah'ın varlığını ve birliğini anlatması; en önemli meselenin O'nu tanıtmak olduğunu bize gösteriyor. Ayrıca; her zaman ve her yerde Allah'ın tanıtılması gerektiği, zaman ve mekânın önemli olmadığı, hatta gerekirse hapishaneleri dahi medrese-i Yusufiye'ye, yani Yusuf okulları haline çevirmenin mümkün olduğu ispat ediliyor.

8. Özellikle günümüzde, Hz.Yusuf'un kadının karşısında düştüğü duruma düşme ihtimali olan gençlerin, Hz. Yusuf gibi "Maazallah, Allah'a sığınırım" diyerek her zaman Allah'a sığınmaları gerekir.

9. Mü'min-i al-i Firavun'un Hz. Musa'yı müdafaa ederken, korkusuzca Firavun'a: "Rabbim Allah'tır dediği için, bir adamı öldürüyor musunuz?" (Mü'min,28-35) demesi, yeri geldiğinde, ölümü göze alarak zorba idarecilerin karşısında hakkı söylemekten çekinilmemesi gerektiğini gösterir.

Dipnotlar:
1. Surenin ilk üç veya ilk dört ayetinin Medeni olduğu yolunda rivayet varsa da bunlara itimat edilmemiştir. Bak.alusi, Ruhu'l-Meani, XII, 170, Beyrut,1985.
2. el-Vahidi, Esbabü'n-Nüzul, s. 269,ed- Demam, 1991. (Terc. s. 295, İst.1995, İhtar Yay.)
3. Bazı ayetlerin Mekke ile Medine arasında ve Medine'de nazil olduğu söylenmektedir. Bak. Kurtubi, el-Cami' li ahkami'l-Kur'an, XIII, 247, Beyrut 1985; alusi, Ruhu'l-Meani, XX, 41.
4. İki ayet aynı olmasına rağmen, Hz. Musa'dan bahseden ayette sadece bir tek kelime farklı. O da “istevâ” kelimesidir. Bunun manası da şöyledir: "Birinin civanlığı kemale varmak, tam yiğit olmak." Bu farklılık da, Hz. Musa'nın hayatında güçlü ve kuvvetli olması ve düşmanı olan bir Kıpti'yi bir yumrukla öldürmesinden de anlaşılıyor (Kasas, 15).
5. Her ne kadar Yusuf kıssasının sonunda, anne ve babasının kardeşleriyle beraber Hz. Yusuf'a ta'zim secdesinden bahsedilse bile, bu annesi değil, müfessirlerin ifadesine göre teyzesidir. Çünkü annesi ölünce babası teyzesiyle evlenmişti. Bkz. Taberi, Camiu'l-Beyan VI-II, 67.
6. "İmraeh" kelimesi, her ne kadar kadın demek ise de, kızların babasının Hz. Musa'ya, evlendirme teklifinde bulunmasından, bunların genç kız olduklarını anlıyoruz.
7. Hz. Yusuf'u satanlar ya kardeşleridir veya onu bulan kafiledir. Kur'an'ın ibaresi bunu iki türlü anlamaya müsaittir. Müfessirlerin ekseriyeti birinci görüşü benimsemişlerdir. Bkz. Taberi, age, VII, 170; Kurtubi, age, IX, 155; İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim, Kahire 1980, II,472.

(YUSUF KISSASINDAKİ SİMETRİK YAPI)

KUR'ÂN ANLATIMINDAKİ EDEBİ İ'CAZ (YUSUF KISSASINDAKİ SİMETRİK YAPI)
Yrd.Doç.Dr Yunus Ekin
1. Giriş
Kur’ân-ı Kerim’in ana konuları denildiğinde ilk akla gelenler uluhiyyet, nübüvvet, haşr ve ibadet meseleleridir. Bu dört unsur Kur’ân’ın tamamında bulunduğu gibi bir suresinde hattâ bir âyetinde, bir kelamında bile sarahaten veya işareten yer alır. Bu dört temel mevzunun beyan edildiği başlıca anlatım unsurlarından birisi kıssalardır. Enbiya-i izamın ve ümmetlerinin kıssaları takriben Kur’ân’ın üçte birini meydana getirir ki kıssalardaki anlatımın önemini göstermesi açısından sözü uzatmaya hacet bırakmaz.

Kur’ân-ı Kerim yirmi üç yılda peyderpey nazil olmuştur. Bazen bir sure bir defada nazil olduğu gibi, bir surenin âyet yahut âyet grupları farklı zamanlarda indirilmiştir. Bununla beraber Kur’ân’daki âyetlerin tertibi (dizilişi) ilahi tayin (tevkifî) iledir. Kur’ân’ın edebî icazı denildiğinde akla ilk gelen nazmıdır ki âyetlerin sıralanışı veya dizilişindeki hem lafzî hem de manevî ahenk, bütünlük ve mükemmelliği ifade eder. Buradan hareketle ayet ve sureler arasındaki ilgiye bütünlüğe dair Tenasübü’l-Kur’ân ilmi doğmuştur.1 Kur’ân anlatımı denildiğinde ise ilk akla gelen kıssalar ve mesellerdir.

Kıssa’nın Tanımı: “Kıssa” kelimesi, bir şeyi takip etmek, iz sürmek, peşinden gitmek manalarına gelen kasas kelimesinden türetilmiştir. Ve anlamı da ibret alınması için anlatılan olay ve hadiseler dizinidir.2 Nitekim olaylar, birbirini takip eden, tarihi bir süreç ve sıralama dahilinde anlatıldığından kıssa denilmiştir.

Kur’ân kıssaları tarihi birer gerçek ve ayniyle yaşanmış olaylardır. Ne kurgulanmış bir roman ne de gerçek olması da olmaması da muhtemel bir hikayedir. Evet bazılarının zannettiği gibi bu kıssalar katiyen sembol değildirler.3 Kıssaları mesellerle, temsili hikayeciklerle karıştırmamak lazımdır. Kur’ân insanları hak dine dosdoğru yola davet ederken kıssaların dışında mesellere de yer vermiştir.

Mesel’in Tanımı: Mesel bir şeyin benzeri demektir ki misal vermek, örnek vermek bu kabildendir. Temsil ise, herhangi bir şeyle ilgili ona uygun, onun paralelinde, onu destekleyen bir dengini ve benzerini getirmek, bir hikaye veya atasözü söylemektir.4 Herhangi bir hakikati müşahhas bir olayla açıklamaya muhatabı iknaya yarar. Meseller kısa ve özlü olmakla beraber anlamca geniştir. Şu ayette olduğu gibi: “İşte şimdi Allah bir temsil daha getiriyor: İki adam var, bunlardan ilki, birbirine rakip birbiriyle hep çekişen ortakların elinde. Diğeri ise sadece bir kişinin emrinde çalışıyor. Bu ikisinin durumu hiç bir olur mu? Olmaz Elhamdülillah! Fakat çokları bu gerçeği bilmezler.” (Zümer 39/29)

2. Yusuf Kıssasının Genel Olarak Tanıtımı
a) Kıssanın Diğer Kıssalardan Farkı

Kur’ân’da Hz. Adem, Hz. Musa gibi nebilerin kıssaları parçalar halinde, değişik surelerde eşanlamlı yahut farklı lafızlarla, özellikle de anlatılan konunun hedefi ve maksadı ekseninde kıssanın bazı yönlerine vurgu yapılarak yani ibret alınması gereken hususlar öne çıkarılarak anlatılmıştır.

Yine kıssalar kıyamete kadar devam edecek olan külli bir kısım kanunların ucunu göstermektedir.5

Yusuf kıssası ise, sadece ismiyle anılan bu surede, tarihi sürece riayet edilerek bütün yönleriyle anlatılmış, tabir caizse bir solukta bitirilmiştir. Bu yönüyle ilginçtir. Hz. Yusuf ’un nübüvveti ve insanları hakka çağrısı da diğer enbiyadan ayrılır. Sadece hapishanede insanları hakka çağırdığı anlatılır. Anlaşılan odur ki Yusuf ’un mesajı bizatihi kendi hayatıdır. Ve bu açıdan Yusuf kıssası da tabir edilmesi gereken bir hadisedir. Yine işarî (tasavvufî) tefsir geleneği tarafından bu sureye ayrı bir ihtimam gösterilmiş ve sıklıkla tevil edilegelmiştir.

b) Yusuf Kıssasının Resûlullah’a (s.a.s.) ve Sahabe-i Kirama Bakan Yönü
Anlatılan her kıssa, değişik açılardan Allah Resûlü’nün hal ve durumuyla doğrudan ilgili ve onun durum ve vaziyetine mutabıktır. Sözgelimi A’raf suresinde Hz. Musa’nın kıssası özellikle de Mısır’da çekilen işkenceler Mısır’dan çıkış Firavunun takibi ve kızıl denizi geçerek İsrailoğullarını kurtarması yani Hz. Musa’nın hicreti anlatılır. Bu sure Mekke’den Medine’ye hicret aylarında inmiştir. Hz. Peygamber’in hicretiyle, Mısırdan çıkış arasındaki uygunluk ne kadar dikkate şayandır.

Bu çerçevede Yusuf kıssasının asr-ı saadetle alakası nedir? Yusuf kıssası da Resûlullah’ın Amcası Ebû Talib’in ve Hz. Hatice validemizin vefat ettiği, hüzün senesi olarak anılan yılda inmiştir. Bi’setin onuncu yılı Hüzün senesi olarak isimlendirilmiştir ki boykot yıllarının devamıdır. Akabinde ayrıca Peygamber Efendimiz Mi’rac ile şereflenmiş ve teselli edilmiştir. Takip eden ikinci senede de Medine’ye hicret gerçekleşmiştir. İşte hadiselerin cenderesinde bunalan Ashab-ı kiram Efendilerimiz, Resûlullah’a gelerek kendilerini teselli edici öğüt vermesini istemişler, bunun üzerine de şu âyet-i kerime nazil olmuştur: “Allah sözlerin en güzelini, müteşabih ve mesânî özelliği olan bir kitap olarak indirmiştir. Rab’lerini tazim edenlerin derileri O’nu okuyup dinlerken ürperti duyar. Sonra derileri ve kalbleri Allah’ı anmakla ısınıp yumuşar, sükûnet bulur. İşte bu Allah’ın hidayetidir ki, onunla dilediğine yol gösterir. Ama Allah’ın şaşırttığı kimseyi ise, hiç kimse doğru yola koyamaz.” (Zümer, 39/23). Bu âyet nazil olduktan bir süre sonra sahabe efendilerimiz tekrar gelerek çektikleri sıkıntıları ve hüzünlerini hafifletecek onları manen teselli edecek bir kıssa anlatmasını Peygamber Efendimiz’den talep ederler. Bunun üzerine hem en yakınlarını kaybetmiş Resûlullah’ı, hem de boykot ve bin bir işkence ve sıkıntının içinde bunalan Ashabı teselli edici onların acılarını hafifletici mahiyette Yusuf suresi nazil olmuştur.6

İlginçtir ki, Yusuf ismi de hüzün anlamına gelmektedir. 7 Hatta kıssa hep hüzün ve gözyaşı yüklüdür. Kıssaya bir ıstırap ve çilenin sindiği, satır aralarından birilerinin inleme ve ah çekişlerini duyar gibi olursunuz. Yusuf kuyuda, zindanda ve hayatının büyük bir kısmında ailesinin hasretiyle, Yakup ise Yusuf ’un hasretiyle, kardeşleri babalarının kendilerini sevmediğini düşünerek, Zeliha Yusuf ’un aşkıyla hep ağlar ve ıstırap çekerler. Surede Hakk’ın kazasına rıza göstererek, sabırsızlık gösterip de yanlış yollara tevessül etmeksizin çekilen çilenin sonunda vuslat ve mutluluk olduğu anlatılır.

c) “Ahsene’l-hadis” ve “ahsane’l-kasas” İlişkisi:
Taberî, tefsirinde Yusuf suresinin nüzul sebebi olarak yukarıdaki rivayetleri zikrettikten sonra, Zümer suresi 23. ayetteki “ahsene’l-hadis” tabiri ile Yusuf suresinin başındaki “ahsene’l-kasas” tabirleri arasında ilgi olduğuna işaret eder. Gerçekten bu ilişki Yusuf kıssasındaki edebî üslup veya anlatımın keşfedilmesi ve mahiyeti adına şifre niteliğindedir. Diğer bir ifadeyle “en güzel anlatıma sahip en güzel kıssa olarak nitelenen Yusuf suresindeki edebi i’caz veya simetrik yapı, asıl itibarıyla, Kur’ân’ın “sözlerin en güzeli” olma hususiyetinin bir buudu veya tezahürüdür:

Dikkat edildiğinde anlaşılacağı üzere yukarıdaki (Zümer, 39/23.) âyette Kur’ân yedi vasfıyla nitelenmektedir. İlk vasıf olan “Ahsene’l-hadîs - sözlerin en güzeli” olması, diğer yedi vasıfla açıklanmakta ve şerh edilmektedir. Bunlardan üçüncüsü “müteşabihen” vasfı ve özellikle de dördüncüsü “mesâni” vasfıdır ki bizim kıssada müşahede ettiğimiz anlatımdaki simetri ile doğrudan alakalıdır. Bu vasıf aşağıda tefsir edileceği için burada işaret etmekle yetinilecektir. Kur’ân’ın özellikle söz oluş keyfiyetindeki güzelliği meydana getiren yedi unsurdan birisinin simetriyi kapsadığını belirtmekle söz konusu ilişki herhalde anlaşılacaktır.

3. Kıssanın Anlatımındaki Simetrik Yapı Üzerine
Kur’ân ayetleri ve surelerinde, mikro planda bir tek ayetin kendi içinde, makro planda ise, Kur’ân’ın tamamında gerek lafız gerekse mana olarak bir tenasüb ve bütünlük vardır. Münasebâtü’l-Kur’ân ilmi Fahruddin er-Razî’den, özellikle Bikâî, Suyutî ve çağdaş dönemde Bediüzzaman Said Nursî, M. Abdullah Draz ve Seyyid Kutub’a kadar pek çok âlim tarafından tefsirlerine yansıtılmış ve hakkında kitap telif edilmiştir. Sözgelimi Fahreddin Razî’ye göre “Kur’ân’ın bütünü adeta bir tek suredir, hatta sanki bir tek ayettir”8 Yine Bediüzzaman Said Nursî, “Üslub-i Kur’ân’ın o kadar acîb bir cem’iyeti var ki, bir tek sure kainatı içine alan bahr-ı muhît-i Kur’ânî’yi içine alır. Bir tek âyet, o surenin hazinesini içine alır. Âyetlerin çoğu, her birisi küçük bir sure, surelerin çoğu, her birisi birer küçük Kur’ân’dır… Kur’ân’ın küllü, cüzlerinde göründüğü gibi, cüzleri de küllüne âyinedir.”9 ifadeleriyle âyetler arasındaki insicam ve uyuma vurgu yapmıştır.

İşte Kur’ân’daki bu edebî i’cazın, dahilî bütünlük ve salabatin fesahat ve belagatındaki güzelliğin bir buudu, kısaca “müteşabihen mesânî” keyfiyetinin bir tezahürü kıssalarındaki veya genel olarak anlatımındaki simetri özelliğidir. Ancak bununla beraber Suat Yıldırım hocamızın, “Kanaatimizce şimdiye kadar yazılan tefsir ve Ulumu’l- Kur’ân kitaplarının az bir kısmında mücmel bir tarzda yer verilmekle beraber bol örnekleriyle değişik nevileriyle, ayrıntılı olarak bu i’caz vechinin inceleme konusu yapıldığını görebilmiş değilim.”10 ifadesinden de anlaşılacağı üzere bu edebî hususiyet hak ettiği ilgiyi henüz görmüş denilemez. Aslında bu hal “Zaman ilerledikçe Kur’ân gençleşiyor” vecizesinin bir isbatından başka bir şey değildir.

a) Simetrik Yapının Anlamı
Kur’ân i’cazının kendini gösterdiği alanların başında onun nazmı ve üslubu gelmektedir. Suat Yıldırım hocamız, Kur’ân anlatımındaki simetrik yapıyı bir i’caz vechi olarak değerlendirmekte ve Zümer suresi 23. âyette geçen “mesâni” kelimesini simetri olarak açıklamaktadır: “Kanaatimizce mesâni kelimesi kelimenin asli anlamlarından olan “ikişer, ikili, çifteli” anlamlarıyla “simetrik” manasını da kapsamaktadır. Osmanlı Türkçesi’nde mütenâzır denilen, fakat şimdi unutulmasıyla, karşılığı bulunmaksızın kullanmaya mahkum olduğumuz bu yabancı simetri terimi şu demektir: İki şey arasında konum biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğudur. Türkçe’de bakışımlı kelimesiyle karşılanabilir ki öyle zannediyorum çağdaş muhataplara Kur’ân’ın sözlerin en güzeli oluş keyfiyetinin neticesi olan mesânî özelliğini en iyi anlatan kavramların başında simetri terimi gelmektedir.”11

Kur’ân’ın veya sözgelimi Yusuf suresi gibi bir bölümünün simetrik olması demek, bizim gelecek paragraflarda göstereceğimiz üzere kıssadaki kesitlerin veya ayet gruplarının karşılıklı olarak birbirine bakışımlı, ikişerli, büklümlü veya karşıt yansımalı olması halidir.

Dikkatlice bakıldığında kâinatta da bir simetri vardır. Mikro kâinat olan insan vücudundaki simetri çok barizdir: Baş ve gövde ortada olmak üzere iki yanda iki kolumuz, iki ayağımız, başımızda iki göz ve iki kulağımızın konumu, kalbimiz tek olsa da iki karıncığı iki de kulakçığı vardır. Damarlarımız da atar ve toplar damarlar şeklinde yine simetriktir.

Allâme Elmalılı bu konuya “Kur’ân’da sureler, ekser surelerde kıssalar, kıssalarda ayetler, ayetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık ya da gizli, lafzi veya manevi birçok yönden uyum ve nazm-i beliğ vardır”12 sözleriyle değinir. M. Abdullah Draz bir suredeki iç bütünlüğü ve insicamı tespit etmek isteyen kimse için şu esasları zikreder: “Sureyi başından sonuna kadar seri bir şekilde okuyarak surenin maksadını (ana fikrini) bulup ortaya koymalıdır. Araştırıcı, belli başlı kısımlarını ve maksatlarını tespit ederek, sure hakkında genel bir fikir sahibi olmadan, kısımlar arasında bulunan mevziî bağları bulmaya çalışmamalıdır. Ayrıca surenin nazmını anlamak isteyen kimse ona bütün olarak bakmak ve surenin üzerine bina edildiği küllî nizama dikkat teksif etmek mecburiyetindedir.”13

Bir başka açıdan suredeki anlatım özelliklerine ve edebî güzelliğe ulaşmak için yapılması gerekenler şöylece sıralanabilir: Öncelikle yapılması gereken sureyi kendi bütünlüğü içinde alt bölümlere ayırmaktır. Bu noktada konu değişiklikleri, üslup değişiklikleri, fâsılalar, karşıtlıklar ve benzerlikler, suredeki geçişlere işaret niteliğindeki kelimeler kıssanın üslubuna hakim olan dahili sistemi veya edebi güzelliği keşfetmekte birer ipucu niteliğindedir.14

Kıssanın anlatımındaki simetrik yapıyla ne kastedildiğine dair bu kısa bilgiden sonra, Yusuf suresindeki ayetleri sırasıyla okuyarak gruplandırmaya ve neticede ortaya çıkacak anlatım tarzına dikkatleri çekmeye çalışalım:

b) Yusuf Kıssasındaki Simetrik Yapı 15
A. Hz.Yusuf ’un Rüyası (4-6. Âyetler)
B. Kardeşlerinin Yusuf ’a Tuzak Kurması (8-21. Âyetler))
C. Zelihanın ve diğer kadınların Yusuf ’a İftirası (23-33. Âyetler)
D. Hz. Yusuf ’un Zindana Girmesi (35-42.Âyetler)
E. Mısır Kralının Rüya Görmesi (43-44.Âyetler)
E’ Kralın Rüyasının Tabiri (45-49.âyetler)
D’ Hz. Yusuf ’un Zindandan Kurtuluşu (50.Âyetler)
C’ Zelihanın ve Kadınların Yusuf ’u Aklamaları (51-53. Âyetler)
B’ Hz. Yusuf ’a Kardeşlerine Karşı Bir Plan Öğretilmesi (54-98. Âyetler)
A Hz. Yusuf ’un Rüyasının Gerçekleşmesi (99-101. Âyetler)

A. Hz. Yusuf’un Rüya Görmesi: (Yusuf Suresi, 4-6. Âyetler)

Yusuf Kıssası, Hz. Yusuf ’un rüyasında, on bir yıldız, güneş ve ayın saygıyla önünde eğildiklerini veya secde ettiklerini görmesinin anlatılmasıyla başlamaktadır. Nübüvvetin kırk altıda biri rüya-yı sâdıka olduğundan Hz. Yakup ilerde olacakları sezmenin endişesiyle Yusuf ’a rüyasını anlatmamasını salık vermektedir. Surenin ilerleyen kısımlarında da görüleceği gibi, her defasında Yakup (a.s.) hadiseler karşısında tedbir cihetine riayet etmektedir. Bununla beraber surenin 67. ayetinde dile getirdiği gibi takdirde yazılanın tedbirle bozulmayacağını bilmekte ve inanmaktadır: “Gerçi ne yapsam Allah’tan gelecek takdiri önleyemem. Zira hüküm yetkisi yalnız Allah’ındır. Onun içindir ki ben ancak O’na dayanır O’na güvenirim.” Bir başka ayette ise “Artık bana düşen ümitvar olarak güzelce sabretmektir. Sizin anlattıklarınız karşısında bana Allah’- tan başka yardım edecek yoktur.” (12/18) demek suretiyle tevekkül ve teslimiyetini Rabbine arz etmektedir. Surenin yedinci âyeti suredeki anlatımlar ya da simetrik gruplar arasındaki geçişleri temin eden “fasıla” niteliğindedir. Zira burada istidradî bir açıklama yahut fezleke niteliğinde bir beyan vardır.

B. Kardeşlerinin Hz. Yusuf’a Tuzak Kurmaları: (8- 21. Âyetler)
Hz. Yakup’un diğer çocukları, Yusuf ve öz kardeşi Bünyamin’i babalarının daha fazla sevdiğini, kendilerinin daha güçlü ve bir topluluk oldukları halde ihmal edildiklerini, sevilmediklerini düşünmüşler. Bu kıskaçlık ve ihmal edilmişlik duygusuyla Yusuf ’tan kurtulmayı böylece babalarının sadece kendilerine kalacağını düşünmüşlerdir. Onu öldürmeyi planlamışlar. Neticede ona bir tuzak ve komplo düzenleyerek bir kuyuya atmışlardır. Gömleğine de bir kan lekesi bulaştırarak onun kurt tarafından yenildiğini babalarına söylemişlerdir.

C. Zeliha ve Diğer Kadınların Hz. Yusuf’a İftira Atması (23-33. Âyetler)
Kervan tarafından Mısır’a getirilen Yusuf ’u alan vezirin hanımı Yusuf ’a sahip olmak ister. Yusuf ise buna karşı çıkar ve kapıya doğru koşarak kaçmak isterken, kadın gömleğini tutar ve bunun üzerine gömlek arkadan yırtılır. Kapıda vezirle karşılaşırlar. Kadın hemen Yusuf ’un kendisine kötü maksatla yaklaşmak istediğini söyleyerek ona iftira atar. Neticede kadın tarafından bir şahidin tespitiyle Yusuf ’un haklı olduğu ortaya çıkar. Burada da gömlek figürü vardır. Tıpkı kuyuya atıldığında olduğu üzere…

Her ne kadar Zeliha’nın Yusuf ’u istemesi birkaç kişiyle sınırlı olsa da “İki kişinin bildiği sır değildir” atasözünü doğrularca bu hadise şehirdeki kadınların diline düşmüştür. Vezirin hanımı (Zeliha) söz konusu dedikoduları duyunca, kadınları, konağına davet ederek bir sofra hazırlatmış, ikram edilen meyveleri soymaları için ellerine birer bıçak vermiş, tam meyve yenirken de Yusuf ’u onların huzuruna çıkarmıştır. Yusuf ’u gören kadınlar ellerini kesmişlerdir. Neticede vezir ve adamları dedikoduları kesmek için Yusuf ’un zindana atılmasının daha uygun olacağına karar vermişlerdir.

D. Hz. Yusuf’un Zindana Girmesi ve Orada Hayli Kalması (35-42. Ayetler)
Hapishaneye onunla beraber iki genç girmişti. Onlardan her birisi gördükleri rüyayı Hz. Yusuf ’a anlattılar ve tevil etmesini istediler. Yusuf öncelikle onlara bir tevhid dersi verdikten ve tebliğde bulunduktan sonra rüyalarını tabir etti. Onlardan kurtulacağını anladığı arkadaşına efendisine kendisinden bahsetmesini söyledi. Fakat şeytan bunu ona unutturdu. Takriben sekiz yıl daha zindanda kaldı.

E. Mısır Hükümdarının Rüya Görmesi (43-44. Ayetler)
Günün birinde kral rüyasında yedi semiz ineği, yedi zayıf ineğin yediğini gördü. Yine yedi yeşil başak ile yedi kuru başak gördü. Ve bu rüyasının tabirini istedi. Etrafındaki kahinler rüyayı yorumlayamadılar ve karışık düşler olarak nitelediler. Derken arkadaşı Yusuf ’u hatırladı ve zindana giderek melikin rüyasını tabir etmesini istedi. İlginçtir kralın rüyasında bile simetri bulunmaktadır. Buraya kadar aynı minval üzere, adeta bir eksen üzerinde cereyan eden hadiseler kıssada simetrik bir yapıda, karşıt yansımalarıyla yeni bir mecrada cereyan etmeye başlamıştır. Artık Yusuf için çileli yolculuk, kurtuluşa atılan iftiradan tebrieye ve vuslata doğru uzanmaktadır.

E’. Mısır Hükümdarının Rüyasının Tabiri (45-49. Ayetler)
Hz. Yusuf yedi sene bildikleri üzere ekip biçmelerini, yiyecekleri az miktar dışında depolamalarını zira gelecek yedi yılda kıtlık olacağını bu dönemde yapılan bu iktisatla aşılacağını daha sonra bolluk olacağını söyler.

D’. Hz. Yusuf’un Zindandan Kurtuluşu (50. Ayet )
Bunun üzerine kral Yusuf ’u yanına getirmelerini ister. Ancak Yusuf, arkadaşına ‘Ellerini kesen kadınların meselesi neydi bir efendine soruver.’ demek suretiyle kendine yapılan haksızlıktan ve iftiradan tebrie ister. Neticede zindandan çıkarılıp huzura getirilir.

C’. Zeliha ve Diğer Kadınların Hz. Yusuf’u Aklamaları (51-53. Ayetler)
Gerek Yusuf ’u gördüklerinde ellerini kesen ve ona iftira atan şehirdeki kadınlar gerekse vezirin hanımı ‘Yusuf ’tan hiçbir kötülük bilmiş görmüş değiliz.’ dediler. Zeliha kendisinin nefs-i emmaresine uyup çirkin bir şeyi istese de fiili olarak bunu yapmadığını ve dolayısıyla da efendisi’ne ihanet etmediğini söyler. Böylece hakikat ortaya çıkar. Bundan sonra simetrik olarak bakıldığında geriye doğru kıssanın büklümlerine ve katlarına dönüldüğünde tahmin edileceği üzere kardeşlerinin Yusuf ile yüzleşmesi ve ona yaptıkları haksızlığı itiraf edip hatalarını ikrar etmelerine sıra gelmektedir. Tıpkı Mısırlı kadınlar gibi…

B’. Hz. Yusuf’a, Kardeşlerine Karşı Bir Plan Öğretilmesi ( 54-98. Ayetler)
Bir rüya ile, hayatı değişmeye başlayan ve kuyadan zindana uzanan Yusuf (a.s.) yine kralın gördüğü rüya ile hayatı değişmiş, ülkenin hazine ve maliye işlerinden sorumlu bakanı olmuştu. Neticede rüyada işaret edildiği üzere tedbirini alan Hz. Yusuf ’un iktisat politikasıyla ülke kıtlık dönemini rahat aşmış hatta civar memleketlerden gelenlere de yardımda bulunur hale gelmişti. Bu süreçte Yusuf ’un kardeşleri de Mısır’a gelip onun huzuruna çıkmışlardı. Yusuf onları tanımış ama onlar onu tanımamışlardır. Onlardan baba bir kardeşi Bünyamin’i de gelecek sefer yanlarında getirmelerini şart koşmuştu. Hz. Yakup için tıpkı Hz. Yusuf ’ ta olduğu gibi yine endişeli bir süreç başlamıştı. Yusuf ’un kaybı gibi benzer şeyler bu kez Bünyamin için söz konusu olacaktı. Neticede Hz. Yusuf kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoymak için Bünyamin’in yüküne, su kabını koydurdu. Bünyamin’i alıkoydu. Babalarına dönen kardeşleri durumu anlattılar. Yakup (a.s.) yine ‘sabır’ dedi olanları sineye çekti. Rabbine iltica etti. Yusuf ’u aramak ve zahire temini için yeniden Yusuf ’un huzuruna çıktıklarında Yusuf kendisini tanıttı. Onların beraberinde gömleğini göndererek babasının yüzüne sürmelerini istedi.

A’. Hz. Yusuf’un Rüyasının Gerçekleşmesi ( 99-101. Ayetler)
Yakup ailesi Mısır’a gelip Yusuf ’un yanına girdiklerinde Yusuf annesi ve babasının kucaklayıp tahtına oturttu. Hepsi onun önünde saygı ile eğildiler, secde ettiler. Yusuf kardeşlerini affetti. Onlara geçmişe ait bir sitemde bulunmadı. Hz. Yusuf, ‘Babacığım işte küçükken gördüğüm rüyanın tevili.’ dedi. Ve akabinde rabbine verdiklerinden dolayı şükretti. Ve ‘Müslim bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı dürüst insanlar arasına dahil eyle.’ diye dua etti. Kıssa böylece bitirildi.

Sonuç
Kur’ân nazmındaki harikalıklardan birisi de anlatımındaki simetri özelliğidir. Kur’ân’ın peyderpey indirilişi, ne nesre ne de şiire benzemeyip kendine has bir anlatıma sahip olmasını fırsat bilen inkarcılar, Kur’ân’ı düzensiz estetikten ve bütünlükten uzak, sıkıcı bir metin olmakla itham etmişlerdir. Simetrik yapı bize göstermiştir ki Kur’ân anlatımı çok tutarlı ve güçlü bir iç bütünlüğe sahiptir. Kur’ân bir söz mucizesi ve harikasıdır. Simetrik yapının en önemli sonucu bu hakikati göstermesidir.

Her nebiye kendi kavmini ikna etmesi için, akıllarını hakka yönlendirmekle beraber iradelerini ellerinden almayacak şekilde mu’cizeler verilmiştir. Hz. Peygamber (s.a. s.)’e ise, diğer enbiyanın mucizelerine benzer pek çok hissî ve kevnî mucize verilmekle beraber O’nun en büyük ve aslî mucizesi Kur’ân-ı Kerim’dir. Söz ve beyan insana verilen ve öğretilen en yüce nimetlerin başında gelse gerektir. Yüce Allah Kelam-ı Kadimini Gaybın Son Habercisi Hz. Muhammed Mustafa (sallalhu aleyhi vesellem)’e indirmekle kalmayıp onun bir benzerinin getirilmesi noktasında bütün insanlığa da meydan okumuştur. O halde Kur’ân’ın edebî icazı ve derinliği onun mahiyetinin anlaşılması adına çok önemlidir. Yine Zümer 23. âyetten anlaşıyor ki “En güzel Söz”ün güzelliklerine, fesahatındaki enginliğe vukûfiyet, inanan ve Rabbine ta’zimle kulluk edenlerin imanlarını artırmakta, kalplerinde bir uyanışa bir dirilişe sebep olmaktadır: Zira derileri onu dinlerken ürpermekte, kalpleri ise hasıl olan itmi’nan ve sekîneyle yumuşamakta, huzura ermektedir. Bu yazıda Yusuf suresinin anlatımındaki edebî güzelliği ve derinliği göstermekle ulaşılacak neticelerin ilki herhalde kalb ürpertisi ve imanda itminan olsa gerektir. Bir başka açıdan Yusuf kıssasındaki simetrik yapıyı tespit bizi Kur’ân’ın, bütün kuşatıcılığıyla, insanın hem duyu, hem akıl, hem de duygularına ve latifelerine birden hitap ettiğini göstermektedir. Estetik, sanat ve edebiyat itibarıyla insanı hakka yöneltmekte iz’an ve idrâkini irşad etmektedir.

Yusuf kıssasının nüzûlü ve muhataplarının durumundan hareketle kıssaya bakıldığında ise, tıpkı Hz. Yusuf gibi kardeşleri tarafından ölüme terk edilen, vefasızlığa maruz kalan hatta canına kastedilen İnsanlığın İftihar Tablosu Allah Resulü’nün gelecekte Mekkeli kardeşlerine nasıl mukabele edeceği de işareten beyan edilmektedir. Zira Mekke fethedildiğinde Peygamber Efendimiz’in Mekkelilere gösterdiği civanmertlik, affetme, iyilik ve ihsan, Hz. Yusuf ’un kardeşlerine karşı tavrını hatırlatmaktadır. Nitekim asr-ı saadetten bugüne ve yarına uzanan çizgisinde tarih, hep Gaybın Son Habercisi Âlemlerin Efendisi’nin terbiyesinde yetişen ve kemalât merdivenlerini tırmanan evliya ve asfiyanın, üstadların ve hoca efendilerin benzer muamelelerine şahit olmuştur ve olacaktır. O Yüce Nebinin güzide varisleri ve Kur’ân’ın hadimleri de memleketlerinden sürgün edilmelerine bin bir cefaya ve ezaya maruz bırakılmalarına hatta canlarına kastedilmelerine rağmen beddua etmemiş, bedduaya “amin” dememişler, milletlerinin ve insanlığın hidayetine kendilerini adamışlardır. Muhabbetin sevdalısı olmuşlar, vefasızlıklara hep af ile müsamaha ile civanmertlikle mukabele etmişlerdir.



* Sakarya Üniv. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi
yekin@yeniumit.com.tr


DİPNOTLAR

1. Tenasübü’l-Kur’ân konusunda detaylı bilgiler için bk. Faruk Tuncer, Tenasüp ilmi Açısından Kur’ân
Surelerindeki Eşsiz Ahenk, İstanbul 2003.
2. Rağıb el-İsfehanî, Müfredât, Beyrut 1995, “k.s.s.” md.
3. M. Fethullah Gülen, Kur’ân’dan İdrake Yansıyanlar İstanbul 2000, II, 331.
4. Veli Ulutürk, Kur’ân’da Temsilî Anlatım, İstanbul 1995, s. 9-13.
5. İzah için bkz. M. Fethullah Gülen, Kur’ân’dan İdrake Yansıyanlar, II, 331.
6. Taberî, Câmiu’l-beyân, 1995, XII, 196.
7. Kurtubî, El-Câmi’ li Ahkami’l-Kur’ân, Beyrut, 1995, IX, 107; Âlusî, Ruhu’l-Meânî, Beyrut 1997, XII, 266.
8. Razî Mefâtihu’l-ğayb, Tahran ts., VII, 128; Tuncer, Kur’ân Surelerindeki Eşsiz Ahenk, s. 26.
9. Said Nursî, Sözler,s. 523, İzmir 2002, Işık yay.; İşâratü’l-İ’caz, İstanbul 1986, s. 12.
10. Suat Yıldırım, “Kur’ân-ı Kerim’in Müteşabihen Mesânî Özelliği”, Yeni Ümit Dergisi, sayı 69 (2005),
s. 10.
11. Yıldırım, “Kur’ân-ı Kerim’in Müteşabihen Mesânî Özelliği”, s. 10.
12. Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul 1979, I, 50.
13. Draz, M. Abdullah, En Mühim Mesaj, Ankara 1985, 190-194.
14. İsmail Albayrak, “Kur’ân ve Anlatı(m) Bilim”, EKEV Akademi Dergisi 13 (2002), s. 96-99.
15. Kıssadaki simetrik bölümlerin tespitinde İsmail Albayrak’ın ilgili makalesinden istifade edilmiştir.